HacıAta

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi; Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…

Gadap (Öfke)

Yazan: HacıAta 09/02/2010

عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَا
تَعُدُّونَ الصُّرْعَةَ فِىكُمْ؟ قَالُوا: الَّذِى َ تُصْرِعُهُ الرِّجَالُ.
قَالَ: َ. وَلكِنَّهُ الَّذِى يَملِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ[. أخرجه مسلم
وأبو داود .

*

*1. (4311)- İbnu Mes´ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün):*

*"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab (radıyallahu
anhum):*

*"Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm):*

*"Hayır, dedi, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen
kimsedir."

[Müslim, Birr 106, (2608); Ebû Dâvud, Edeb 3, (4779).][1]*

*وَلِلثََّثَةِ عَنْ أبِي هُرَيرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ رَسُولَ اللّهِ #
قَالَ: لَيْسَ الشَّدِىدُ بِالصُّرْعَةِ، إنَّمَا الشَّدِىدُ الَّذِى يَمْلِكُ
نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ[ .*

*

*
*2. (4312)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:*

*"Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki
kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir."

[Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü´lhalk 12, (2,
906).][2]*

*
AÇIKLAMA:

Bu iki hadiste, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), öfkelenmeyi
yasaklamakta ve öfkelendiği zaman kendini tutmanın ve öfkeyle amel etmemenin
faziletine dikkat çekmektedir. Nitekim, öfkeyi tutmanın ve öfkeli iken
nefsine hâkim olmanın ehemmiyetine ayet-i kerimede de yer verildiğini ve
böylelerinin övüldüğünü görmekteyiz: “Onlar bollukta ve darlıkta
sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah
iyilik yapanları sever” (Al-i İmran 134). Keza bir başka âyet: “öfkelendiği
zaman bağışlayanlar”ı övmektedir (Şûra 37).[3]

وَعَنْ أبِي وَائِلٍ قَالَ: ]دَخَلْنَا عَلى عُرْوَةَ بْنِ مُحَمَّدٍ
السَّعْدِىِّ فَكَلَّمَهُ رَجُلٌ فَأغْضَبَهُ فَقَامَ فَتَوضَّأ فقَالَ:
حَدَّثَنِى أبِي عَنْ جَدِّى عَطِيَّةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: قَالَ
رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ، وَإنَّ الشَّيْطَانَ
خُلِقَ مِنَ النَّارِ، وَإنَّمَا تُطْفَأُ النَّارُ بِالْمَاءِ. فَإذَا غَضِبَ
أحَدُكُمْ فَلْيَتَوَضَّأ[. أخرجه أبو داود .

*

*3. (4313)- Ebû Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor: "Urve İbnu Muhammed
es-Sadî´nin yanına girdik. Bir zât kendisine konuştu ve Urve´yi kızdırdı.
Urve kalkıp abdest aldı ve:*

*"Babam, dedem Atiye (radıyallahu anh)´den anlatır ki, o, Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm)´ın şöyle söylediğini nakletmiştir:*

*"Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile
söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın."

[Ebû Dâvud, Edeb 4, (4784).][4]*
*

AÇIKLAMA:

Bu hadisler, öfkeli halde öfkenin sevkedeceği şeyi yapmamayı âmirdir. Kişi
öfkesi icabı bir şeyler yapmaya kalkarsa, makul, meşru bir şey yapamaz öfke
geçince pişman olacağı şeyler yapar. Öyle ise Resulullah, kişinin öfkeli
iken bir şeylerle oyalanmasını, veya faaliyetten kaçınmasını sağlamaya
çalışmaktadır. “Birinci hadiste, öfkeli kimseye abdest alması tavsiye
edilmektedir. Bu bir bakıma bir başka şeyle meşgul olmak, öfkenin gereğiyle
ilgilenmekten uzaklaşmaktır.”

İbnu Battal der ki: “Bu hadis, nefis mücadelisinin, düşmanla yapılacak
mücadeleden daha zor olduğunu ifade etmektedir. Çünkü Aleyhissalâtu
vesselâm, öfkesini yenen insanı, kuvvetce insanların en güçlüsü olarak ilan
etmiştir.”

Bazı alimler de: “Bu soruyu soran, çabuk öfkelenen biri de olabilir. Çünkü
Aleyhissalâtu vesselâm herkesin mizacına göre emreder, en uygun geleni
tavsiye ederdi. Bu sebeple ona öfkeyi terketmeyi tavsiye ile yetindi.”

İkinci hadis ise, öfkelenen kimsenin ayakta ise oturmasını, öfke daha da
geçmezse yatmasını tavsiye etmektedir. Hattabi: “Ayakta olan kimse bir fiil
yapmaya hazırdır, oturan, bu durumdan uzaklaşır; yatan daha da uzaklaşır.
Öyle geliyor ki, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) öfkelenen kimseye
“oturma” ve “yatmayı” emretmiştir. Tâ ki, kıyâm veya oturma hâlinde
kendisinden bilahare pişman olacağı bir şey sâdır olmasın.”[5]

Kaynaklar..: Kutub-i Sitte
——————————————————————————–

[1] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/294.

[2] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/294.

[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:
12/294-295.

[4] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/295.

[5] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/296.

Yazı kategorisi: Efendimiz | Etiketler: | » yorum bırak;

İŞLETME-KAMU İLAHİYAT AÖF ÇIKMIŞ SORULAR

Yazan: HacıAta 09/02/2010

İŞLETME AÖF 1-2-3-4 ÇIKMIŞ SORULAR

http://rapidshare.com/files/342892635/i__letme_1-2-3-4___IKMI___SORULAR.rar

İLAHİYAT AÖF 1-2 ÇIKMIŞ SORULAR

http://rapidshare.com/files/342902098/ae_LAHae_YAT_1-2___IKMI___SORULAR.rar

KAMU AÖF 1-2-3-4 ÇIKMIŞ SORULAR

http://rapidshare.com/files/342909297/Kamu_1-2-3-4___IKMI___SORULAR.rar

Yazı kategorisi: Sınavlar | Etiketler: | » yorum bırak;

Televizyonda canlı yayında namaz kıldıran bir imama uyarak namaz kılınabilir mi?

Yazan: HacıAta 09/02/2010

İmama uyup namaz kılabilmek için İslam bir takım şartlar ve prensipler koymuştur. En azından imamla kendisine uyanlar arasında umuma ait, insanların ve arabaların gelip geçeceği kadar genişlikte bir caddenin, yada büyükçe bir ırmağın bulunmamasıdır.

O halde cemaate namaz kıldırmakta olan bir imama radyo yada televizyon vasıtasiyle uymak sahih değildir. Çünkü belirtilen şartlar gerçekleşmemiştir.

Yazı kategorisi: Fıkıh | Etiketler: | » yorum bırak;

Heredot Cevdet – Sarıkamış Destanı

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Yazı kategorisi: Serbest Mekan | Etiketler: , | » yorum bırak;

Şefkatin Gereği ve Beyanın Edebi 08-02-2010

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Yazı kategorisi: Dini Sohbetler | Etiketler: , | » yorum bırak;

‘Kur’an okuyun’ tavsiyesi karanlıklara yakılan kandildir

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Diyarbakır Ulu camii’de verdiği cuma vaazında Kur’an okumanın önemine değinmiş ve 2010′u ‘Kur’an ve Peygamber Yılı’ ilan edeceklerini söylemişti.

Bardakoğlu, cemaate de “Kur’an bizi bize tanıtır. Akşamları evde yarım saat de olsa televizyonu kapatın, Kur’an bilenler okusun.” tavsiyesinde bulunmuştu. Bardakoğlu’nun bu tavsiyesi bazı basın yayın organları tarafından magazin malzemesi haline getirildi. Ve bir gazete önceki gün olayı ‘Bardakoğlu bir taş attı’ manşetiyle sayfalarına taşıdı. Bazı televizyon yapımcılarının görüşüne yer veren gazete, iç sayfasında şu başlığı kullanıyordu: ‘Kur’an okumak mı, Aşk-ı Memnu mu?’
Diyanet, söz konusu haberlere tepki gösterdi. Diyanet’ten yapılan yazılı açıklamada, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun, cuma namazında Ulucami’de verdiği vaazda 2010′un ‘Kur’an Yılı’ olduğundan bahsederek, Kur’an’ın millet olarak ortak inanç, ahlak, tarih ve medeniyetimizi inşa eden yönleri üzerinde durduğu, bu çerçevede halkı Kur’an’ı okumaya, anlamaya çağırdığı ifade edildi. Şunlar kaydedildi:
KUR’AN AHLAKINA DAVET EDİYORUZ
“Ülkemizin en az okuyan ve en çok televizyon izleyen ülkeler arasında olması gerçeğinden hareketle ‘akşamları televizyonları yarım saat daha az seyredin, televizyonunuzu yarım saat kapatın, kendinize ve çocuklarınıza zaman ayırın, Kur’an ile buluşun, Kur’an’ı ve sünneti evinize misafir edin’ tavsiyesinde bulunmuştur. Zira Kur’an ve sünneti anlamak, dini doğru anlamanın ilk şartıdır. Dinin iyi anlaşılmadığı yerde bid’at ve hurafenin, törelerin, çıkar ilişkilerinin, siyasetin, dinle şöhret ve servet kazanmanın dini bir zemin bulması ve burada kökleşmesi kaçınılmaz olur. Bu itibarla, bir kimsenin yukarıda özetlenen konuyu ‘televizyon seyredilmesini yasaklama’ veya ‘insanlara zorla kitap okutma’ şeklinde anlaması ve sunması veya ’salt dizi karşıtlığı’ olarak görmesini anlamak mümkün değildir. Konu, bu kadar bilgi kirliliğinin ve çizgi sapmasının olduğu bir ortamda insanımızı Kur’an ve sünnet bilgisine ve ahlakına davettir. Tüm insanlığa yönelik ‘Kur’an okuyun’ tavsiyesi kuyuya atılan bir taş değil, karanlıklara yakılan bir kandildir. Sanal dünyalardan hakikat dünyasına bir çağrıdır ve bu çağrı Kur’an’ın 1400 yıllık çağrısıdır. Biz bu çağrıyı ve uyarıyı yapmak zorundayız. Bunun karşısında dilediği tavrı göstermek ise muhatapların özgürce karar vereceği bir husustur. Başta yüce kitabımız olmak üzere insanı ve varlık âlemini konu edinen her şeyi okuma çağrımızı yeniliyoruz.”
Din üzerinden polemik olmaz
Diyanet’in açıklamasında haberde din üzerinden polemik yapıldığı aktarıldı: “Ne var ki söz konusu haberde, konuyu ağırbaşlılık, sağduyu ve ciddi bilgilerle ele almak yerine, insanların zihninde şok etkisi yapan tarzda, biraz da yine din üzerinden polemik üretmek amacıyla ve istihzai bir üslupla, ‘İbadet mi, dizi mi? Aşk-ı Memnu mu, Kur’an okumak mı?’ diye sorulmaktadır. Verilen cevaplar arasında ‘İnsanların evlerinde ne yapacağı Diyanet’i ilgilendirmez’, ‘Takkesini taksın, sussun’ ifadelerinin bulunması toplumun her kesimine yönelik bir okuma seferberliğine ne kadar muhtaç olduğumuzu göstermesi bakımından oldukça manidardır.”

Yazı kategorisi: Serbest Mekan | Etiketler: , | » yorum bırak;

Özel okullar SBS sonucuyla öğrenci alacak

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Türk ve yabancı özel okullar, ilköğretim 8. sınıf Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonucuna göre öğrenci alacak.

Türkiye Özel Okullar Birliği’nden yapılan açıklamada, bugüne kadar ‘Özel Okullar Sınavı’ ile öğrenci alımı yapan özel okulların, 2010-2011 öğretim yılında hazırlık sınıflarına, hazırlık sınıfı olmayanların lise 1. sınıflarına, ‘ilköğretim 8. sınıf SBS sınavı’ sonuçlarına göre taban puan ilanı, ön kayıt ve kesin kayıt sistemiyle öğrenci alma konusunda fikir birliğine vardıkları bildirildi. 9 kişilik bir komisyon oluşturduğu belirtilerek, bu komisyonun 8. sınıf SBS sonuçlarına göre öğrenci almak isteyen okulların listesini oluşturarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na sunacağı ve sınavla ilgili kayıt-kabul esaslarını belirleyeceği kaydedildi.

Yazı kategorisi: Eğitim | Etiketler: | » yorum bırak;

Yaşadığımız olayları doğru yorumluyor muyuz?

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Hayatı doğru okuyabiliyor, yaşadığımız irade dışı olayları doğru yorumlayabiliyor muyuz? Mutlu ve huzurlu yaşamak için inanmış insana ait düşünce derinliklerini biliyor muyuz? Mesela maruz kaldığımız irade dışı hallerimize şöyle de bakabiliyor muyuz? -Hayatta karşılaştığımız olaylar bizi ya üzüyor ya da sevindiriyor. Üzen olaylara karşı sabır, sevindiren olaylara karşı da şükür hissiyle mukabele edebiliyor muyuz? Rabb’imizin müminden beklediği de bu düşünce şekli değil mi? Sıkıntılar karşısında sevabı artıran sabır, iyilikler karşısında da nimeti artıran şükür.
İşte bu özel ve güzel düşüncesi sayesinde inanmış insan, hayatta yıkılmıyor, karşılaştığı olayı hakkında hep hayra çevirebiliyor. Hep mutlu ve huzurlu kalabiliyor. Nitekim Efendimiz (sas), inanmış insanın bu özel ve güzel vasfını şöyle haber veriyor:
-Hayret edilir müminin haline! Üzücü bir sıkıntı ile karşılaşsa, sabreder kazanır; sevindirici bir iyilikle karşılaşsa şükreder yine kazanır!. Yani mümin, bu özel ve güzel anlayışı sayesinde hep kazanır, hiç kaybetmez. Kuvvetli tevekkül ve teslimiyeti onu hep ayakta tutar, hiç ümitsizliğe düşürmez! Yeter ki, iradesi dışında gelen bu sıkıntıların zahmetine kilitlenip de arkasındaki rahmeti düşünemez hale gelmesin. Zahmetlerin gidip rahmetin baki kalacağı gerçeğini unutmasın, olaylara gafletle değil basiretle bakmasını bilsin.
İnanmış insanın bu isabetli düşüncesine işaret eden maneviyat büyükleri derler ki:
-Mümin insanın iradesi dışında maruz kaldığı sıkıntı ve musibetler aslında, ya makamının yükselmesine sebeptir yahut da günahlarının affına sebeptir. Yani her iki hal de müminin lehinedir. Çünkü sevabı artıran sabrı sayesinde ya makamı yükseliyor ya da günahlarının affı söz konusu oluyor, cezasını burada ödemiş oluyor.
İşte sabrın bu sevindirici sonuçlarından dolayı kamil insanlar, musibet ve sıkıntıları günahlarının affına sebep olacak imtihanları olarak karşılamışlar, sıkıntıların içinde de bir nevi mutluluk hissetmişlerdir. Yeter ki demişler, insan zorlukların zahmetine kilitlenip de arkasındaki rahmeti göremez hale gelmesin. Sabır içinde şükretmesini bilsin. Unutmasın ki, ’sabır dağ meyvesi gibi acıdır, fakat şifalıdır!’
Ayrıca mümin insanın bunlardan daha önemli bir başka bakış açısı daha vardır. O da şudur: Dünyamıza gelen musibetler öyle korkulacak kadar büyük musibetler de değildir. Asıl musibet, dinimize gelecek musibettir! Yani, dini yaşama aşk ve şevkini kaybetme musibeti. Çünkü dine gelen musibetin insana kazandıracak hiçbir güzel yanı yoktur. Tümüyle musibettir!
İşte bu önemli farktan dolayı Basra’nın büyük velisi Sehl bin Abdullah’a şikâyette bulunan bir adam, “Evime hırsız girmiş, tüm altınlarımı çalmış!” diye feryat edince diyor ki:
-Evine hırsız girip altınlarını çalma yerine, kafana şeytan girip şüphe vererek imanını çalsa da, dinini yaşama aşk ve şevkini kaybetseydin ne olacaktı halin? Korkacaksanız dininize gelecek musibetten korkun, dünyanıza gelecekten değil. Ahirete altınsız gidebilirsiniz ama imansız, amelsiz gidemezsiniz. Rabb’imiz İslam’ı yaşama aşk ve şevkinizi korusun, imanınıza musallat olacak musibetten muhafaza buyursun!
Demek ki musibetin bir de böyle dine gelecek yanı var.
-Ne dersiniz? Sıkıntı ve musibetlere biraz da böyle geniş açıdan da bakabiliyor muyuz? Hayatta karşılaştığımız her hali, ya sabrederek ya da şükrederek hakkımızda hayra çevirebiliyor muyuz? Asıl musibet dini hayatımıza gelebilecek musibettir, diye düşünebiliyor muyuz? Çünkü dünyevi musibetin sonunda zahmet gider, rahmeti kalır. Ama dini yaşama aşk ve şevkimizi kaybetmenin sonunda hiçbir rahmet yoktur. O, tümüyle musibettir. Rabb’imiz dinimizi yaşama aşk ve şevkimizi korusun.. diyebiliyor muyuz? Böylece olayları doğru yorumluyor, mutluluk ve huzurumuzu ömür boyu sürdürebiliyor muyuz?

Yazı kategorisi: Dini Sohbetler | Etiketler: | » yorum bırak;

Bir insan, marifet ufku açısından kendisini Cenâb-ı Hakk’a çok yakın hissediyorsa…

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Bir insan, marifet ufku açısından kendisini Cenâb-ı Hakk’a çok yakın hissediyorsa, onun her hareketinin harem dairesine uygun olması gerekir.

Gayri o, sokakta, giriş kapısında, koridorda ya da bekleme salonunda değildir; harem dairesine girmiş, otağını sarây-ı hümâyunun merkez noktasına kurmuştur. Oradaki tavır ve davranışlar tamamen hususîdir. Bu, o insanların özel hallerine ait hususî bir münasebettir; o münasebete göre de, hususî bir mükellefiyet ve ona göre de bir fedakârlık söz konusudur.

Yazı kategorisi: Sosyal | Etiketler: | » yorum bırak;

Katsayılardaki belirsizlek öğrencilerin performansını düşürür

Yazan: HacıAta 09/02/2010

Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, üniversiteye girişlerde uygulanan katsayı konusundaki belirsizliğin öğrencilerin performansını düşüreceği uyarısında bulundu.

Çevik, “Stres yaratan birinci faktör kişinin en yakının ölmesi, ikincisi boşanma, üçüncüsü ile belirsizliktir. Kuralların sürekli değişmesi, bazı kararların iptal edilmesi öğrencilerde stres yaratıyor.” dedi.

FEM Dershaneleri Genel Rehberi Faruk Ardıç ise Danıştay’ın iptal kararının öğrencileri olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Bu durumda aileler çocuklarının yanında ve destekleyicisi olmalılar. Çocuklarını çalışmaya devam etmeleri noktasında motive etmeliler.” diye konuştu.

Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, Cihan Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada Danıştay 8. Dairesi’nin katsayılar konusunda verdiği kararın öğrencilerin performansını olumsuz etkiyeceği uyarısında bulundu. Hayatta stres yaratan en önemli faktörlerden birinin belirsizlik olduğunun altını çizen Çevik, “Stres yaratan birinci faktör en yakınındaki kişinin ölümü, ikincisi boşanma, üçüncüsü ise belirsizliktir.” ifadesini kullandı.

Bu çerçevede üniversiteye girişteki kuralların sürekli değişmesi ve iptal edilmesinin, öğrencilerde stres yarattığını aktaran Çevik, “Bu da performansı düşürür. Hiçbir zaman kendi kapasitelerine uygun bir sonuç elde edemezler. ‘Bu belirsizlik nedir’ diyerek çalışmayı bırakabilirler. Ülkeye yönelik kızgınlıklar dahi oluşabilir. Onun için biran önce belirsizliğin ortadan kaldırılması gerekir.” şeklinde konuştu.

Katsayıların önce tamamen eşitlenmesine rağmen, sonrasında yaşanan gelişmelerin öğrencilerde depresyona yol açabileceğini belirten Çevik, “Yaşananlar sadece öğrencileri değil, aileleri de perişan ediyor.” açıklamasını yaptı.

Çevik, zıtlaşmaların bir kenara bırakılarak, kalıcı kararın en kısa sürede alınması gerektiğinin altını çizdi.

AİLELER, ÇOCUKLARINI ÇALIŞMAYA DEVAM ETMELERİ NOKTASINDA MOTİVE ETMELİ

FEM Dershaneleri Genel Rehberi Faruk Ardıç da katsayı konusunda YÖK’ün 21 Temmuz’da aldığı kararın ardından meslek lisesi öğrencilerinde üniversiteye giriş konusunda büyük bir motive oluştuğunu hatırlattı.

Ardıç, “Bu yürütmeyi durdurma kararı, iptal kararı değil. Danıştay makasın biraz daha açılmasını istedi. Öğrencilerin asıl muhatabı olan YÖK Başkanı Özcan’ın demeçleri önemli. Özcan, öğrencilerin rahat olması gerektiğini, alternatif planları olduğunu belirtmişti. Öğrencilerin avantajına yönelik planlarını mutlaka devreye sokacaklardır.” biçiminde konuştu.

Öğrencilerin çalışmayı bırakmaması gerektiğinin altını çizen Ardıç, şunları söyledi: “Öğrencilere YGS’ye iki ay kalan daha fazla çalışarak başarıları ile cevap vermeleri gerektiğini vurguluyoruz. İptal kararından mutlaka etkileneceklerdir, etkilenmemeleri de mümkün değil. Diyebilirim ki öğrencilerin yüzde 80 ila 90′ı bu durumdan olumsuz etkilendi. Öğrenciler arasında ‘bizi kimse düşünmüyor, bir umudumuz vardı, yok oldu.’ diyenler var.”

Ailelerin de bu durumda etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Ardıç, bununla birlikte anne-babaların çocuklarına destek olmaları gerektiğinin altını çizdi.

Ardıç, “Aileler, çocuklarını çalışmaya devam etmeleri noktasında cesaretlendirmeli ve desteklemeliler. Onların yanında olduklarını hissettirmeliler.” ifadesini kullandı.

Yazı kategorisi: Eğitim | Etiketler: | » yorum bırak;