عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: مَا
تَعُدُّونَ الصُّرْعَةَ فِىكُمْ؟ قَالُوا: الَّذِى َ تُصْرِعُهُ الرِّجَالُ.
قَالَ: َ. وَلكِنَّهُ الَّذِى يَملِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ[. أخرجه مسلم
وأبو داود .
*
*1. (4311)- İbnu Mes´ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün):*
*"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab (radıyallahu
anhum):*
*"Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm):*
*"Hayır, dedi, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen
kimsedir."
[Müslim, Birr 106, (2608); Ebû Dâvud, Edeb 3, (4779).][1]*
*وَلِلثََّثَةِ عَنْ أبِي هُرَيرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه: ]أنَّ رَسُولَ اللّهِ #
قَالَ: لَيْسَ الشَّدِىدُ بِالصُّرْعَةِ، إنَّمَا الشَّدِىدُ الَّذِى يَمْلِكُ
نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ[ .*
*
*
*2. (4312)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:*
*"Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki
kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir."
[Buhârî, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü´lhalk 12, (2,
906).][2]*
*
AÇIKLAMA:
Bu iki hadiste, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), öfkelenmeyi
yasaklamakta ve öfkelendiği zaman kendini tutmanın ve öfkeyle amel etmemenin
faziletine dikkat çekmektedir. Nitekim, öfkeyi tutmanın ve öfkeli iken
nefsine hâkim olmanın ehemmiyetine ayet-i kerimede de yer verildiğini ve
böylelerinin övüldüğünü görmekteyiz: “Onlar bollukta ve darlıkta
sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah
iyilik yapanları sever” (Al-i İmran 134). Keza bir başka âyet: “öfkelendiği
zaman bağışlayanlar”ı övmektedir (Şûra 37).[3]
وَعَنْ أبِي وَائِلٍ قَالَ: ]دَخَلْنَا عَلى عُرْوَةَ بْنِ مُحَمَّدٍ
السَّعْدِىِّ فَكَلَّمَهُ رَجُلٌ فَأغْضَبَهُ فَقَامَ فَتَوضَّأ فقَالَ:
حَدَّثَنِى أبِي عَنْ جَدِّى عَطِيَّةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: قَالَ
رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ، وَإنَّ الشَّيْطَانَ
خُلِقَ مِنَ النَّارِ، وَإنَّمَا تُطْفَأُ النَّارُ بِالْمَاءِ. فَإذَا غَضِبَ
أحَدُكُمْ فَلْيَتَوَضَّأ[. أخرجه أبو داود .
*
*3. (4313)- Ebû Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor: "Urve İbnu Muhammed
es-Sadî´nin yanına girdik. Bir zât kendisine konuştu ve Urve´yi kızdırdı.
Urve kalkıp abdest aldı ve:*
*"Babam, dedem Atiye (radıyallahu anh)´den anlatır ki, o, Resulullah
(aleyhissalâtu vesselâm)´ın şöyle söylediğini nakletmiştir:*
*"Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile
söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın."
[Ebû Dâvud, Edeb 4, (4784).][4]*
*
AÇIKLAMA:
Bu hadisler, öfkeli halde öfkenin sevkedeceği şeyi yapmamayı âmirdir. Kişi
öfkesi icabı bir şeyler yapmaya kalkarsa, makul, meşru bir şey yapamaz öfke
geçince pişman olacağı şeyler yapar. Öyle ise Resulullah, kişinin öfkeli
iken bir şeylerle oyalanmasını, veya faaliyetten kaçınmasını sağlamaya
çalışmaktadır. “Birinci hadiste, öfkeli kimseye abdest alması tavsiye
edilmektedir. Bu bir bakıma bir başka şeyle meşgul olmak, öfkenin gereğiyle
ilgilenmekten uzaklaşmaktır.”
İbnu Battal der ki: “Bu hadis, nefis mücadelisinin, düşmanla yapılacak
mücadeleden daha zor olduğunu ifade etmektedir. Çünkü Aleyhissalâtu
vesselâm, öfkesini yenen insanı, kuvvetce insanların en güçlüsü olarak ilan
etmiştir.”
Bazı alimler de: “Bu soruyu soran, çabuk öfkelenen biri de olabilir. Çünkü
Aleyhissalâtu vesselâm herkesin mizacına göre emreder, en uygun geleni
tavsiye ederdi. Bu sebeple ona öfkeyi terketmeyi tavsiye ile yetindi.”
İkinci hadis ise, öfkelenen kimsenin ayakta ise oturmasını, öfke daha da
geçmezse yatmasını tavsiye etmektedir. Hattabi: “Ayakta olan kimse bir fiil
yapmaya hazırdır, oturan, bu durumdan uzaklaşır; yatan daha da uzaklaşır.
Öyle geliyor ki, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) öfkelenen kimseye
“oturma” ve “yatmayı” emretmiştir. Tâ ki, kıyâm veya oturma hâlinde
kendisinden bilahare pişman olacağı bir şey sâdır olmasın.”[5]
Kaynaklar..: Kutub-i Sitte
——————————————————————————–
[1] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/294.
[2] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/294.
[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:
12/294-295.
[4] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/295.
[5] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/296.