Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Harun Tokak -11 Nisan 2010 Pazar- Ne olur elinizi çabuk tutun, olur mu?

Posted by HacıAta 12 Nisan 2010

Gece koyu karanlıktı.

Hint Okyanusu’ndan ıslak yosun kokuları taşıyan muson rüzgârları
yüreklerdeki yangınları daha da harlandırıyordu.

Çaresizdiler. Oturdukları koca konak, bir evden ziyade koca mezarı
andırıyordu. Eski medeniyetlerde eşi ve eşyalarıyla birlikte mezara gömülen
insanlar gibiydiler.

Gece ilerliyordu.

Bekleyiş belalaşıyor, dakikalar akrepleşiyor, saatin ilerleyen gecenin
sessizliğine düşen tik-takları oradan buradan üzerlerine yürüyen akrepler
gibi ürperti veriyordu.

Fırtınalı karanlık gecelerde çaresiz deniz yolcularına umut olan bu
topraklar, onlar için bir umut olmaktan çoktan çıkmıştı. Hemen her gece
olduğu gibi işte oğulları yine yoktu.

Kim bilir nerelerdeydi?

Güney Afrika’da, her köşe başında pusuda bekleyen, bir ahtabot gibi bütün
gençleri bağrına çeken tehlikeler, onların oğullarını da ellerinden almıştı.

Hele geceler iyice zehir saçmaktaydı.

Nüfusun çoğunluğunun Hıristiyan olduğu Mandela’nın bu özgürlükler ülkesinde,
kumar, alkol, fuhuş ve uyuşturucu her şeyi yutan bir ateş gibi körpe
bedenleri yok etmekteydi.

Muhammed Bey, evlatlarının iyi bir terbiye almaları için elinden geleni
yapmış, hatta birkaç varlıklı Müslüman iş adamıyla ‘Nizamiye Okulları’
adında modern bir okul da kurmuşlardı.

Küçük oğlu Hamza da bu okulda okuyordu.

Büyük oğul iyice yoldan yolaktan çıkmıştı, küçük Hamza da onun yolundaydı.

Oturmaları, kalkmaları, yemeleri, içmeleri, anne-babalarına karşı
davranışları her geçen gün değişmiş, bambaşka bir hal almıştı.

Nasihatler, telkinler, cezalar… Rehabilitasyon merkezlerinde tedaviler…
Nafile… Hiç biri çare olmamıştı.

Hamza önceleri ağabeyinin evde çıkardığı hırgürden, zorbalıktan korkarak
annesinin ardına saklanıp, dışarı kaçarmış oysa şimdi o da ağabeyi gibi
olmuştu.

Çabuk geçen baharlar gibi, çocuklarının doğumlarıyla yaşadıkları o güzel
günler çok gerilerde kalmıştı. Acı, konağın duvarlarında yangın yemiş
türküler gibi dalga dalga yükselmekteydi şimdi.

Gözlerinin önünde göz bebekleri kaybolup gidiyor, hayat ışıkları bir bir
sönüyordu. Evlatları hem yanlarındadır hem de öyle uzaklardadır ki, onlara
ne dokunabiliyor ne de seslerini duyabiliyorlardır.

Oğullarının düştüğü bu beyaz illetinden dolayı saçları vaktinden evvel
ağarmış evliya ruhlu insan Muhammed Bey, başını önüne eğiyor, susuyor,
düşünüyor, yangınların ortasında diz çökmüş çaresiz bir insan gibi geceler
boyunca evlatlarının düştüğü durumu düşünüyordu.

Feci bir trafik kazası sonrası veya ani bir başka olay sonucu kaybettiği
evladının ardından, bir babanın bir annenin yaşadığı amansız acıdan çok daha
farklı bir acıydı bu.

Aniden geldiğinde sarssa bile zaman geçtikçe teslimiyetle hafifletilebilen
bir acı değildi.

Yaşantıları her zaman pırıl pırıl, tertemiz olmuş, hali vakti yerinde
varlıklı bir anne ve babanın başka türlü bir acısı!

Evlatlarının kaybını, ansızın gelen bir acı haberle öğrenmiyorlar;
gözlerinin önünde an be an evlatları yanıyor, eriyor, bitiyor, tükeniyor.

Karı-koca, geceler boyunca yaptıkları dualar, döktükleri gözyaşları
evlatlarının taşlaşan kalplerine ulaşmıyordu.

Bir gece Muhammed Bey ve Radıya Hanım, duaların kabule daha yakın olduğu
kutsal topraklara giderek, Ka’be’de, Arafat’ta, Medine’de, Güllerin
Efendisi’nin köyünde, dualar ederek Rabbi’nden evlatlarını geri istemeye
karar verirler.

Ka’be’yi tavaf ederken bir adam Muhammed Bey’in yanına sokulur ve “Sen
Hamza’yı Star Koleji’ne ver” der. Adamın peşine düşerse de, adam kalabalığın
arasında gözden kaybolur.

Hac dönüşü Star Koleji’ni aramaya koyulur Muhammed Bey. Durban Şehri’nde
böyle bir kolejin varlığını öğrenir.

Bir gün Durban’ a giderek okulu bulur.

Aman Allah’ım! Bir de ne görsün! Eski usul prefabrik binalar…
Öğrencilerinin çoğu gayr-i Müslim olan bir Türk okulu…

Önce, oğlunu buraya vermek istemez.

Fakat bu mütevazı okulun öğrencilerinin ülke çapındaki başarılarını,
disiplin ve terbiyelerini duyunca ve tabii ki Ka’be’den aldığı beşareti de
düşününce Hamza’yı okula yazdırır.

Hamza artık Star Kolejlidir.

Muhammed Bey arabasıyla her gün oğlunu sabahları okula getirip akşamları da
alır. Yaklaşık sekiz ay bu böyle devam eder. Hemen her gün 300 km yol kat
edilirse de, Hamza’ya gün be gün gelen değişiklik çekilen bütün zahmetleri
unutturur.

Yıl sonunda evini de işini de Durban’a taşır, Muhammed Bey.

Durban, Hint Okyanusu kıyısında daha çok da Muhammed Bey ve ailesi gibi Hint
asıllı insanların yaşadığı bir şehirdir.

Bu okulun evlatları üzerindeki, hiç ummadıkları, bu inanılması güç tesiri
karşısında hayretler içinde kalırlar. Derslerine olan ilgisi, okul ve
öğretmenlerine sevgisi, anne – babasına saygısı… Görülmeğe değerdir.

Hamza kendinden bekleneni ifa etme yolundadır.

Bir zamanlar mezarı andıran evden çiçek çiçek baharlar yükselmektedir. Hint
Okyanusu kadar derin yaralar iyileşmektedir.

Hamza’ya gelen güzellikten ağabeyi de nasibini alır.

Muhammed Bey ve Razıya Hanım çok memnundur. Evlatlarını geri veren Rablerine
şükrederler.

Ortadan ikiye bölünmüş olan mutluluğun yeniden kalb atışları duyulmaya
başlar, evde.

Bu arada Muhammed Bey, Türk öğretmenlerin yaptığı çay sohbetlerine katılmaya
başlar. Sımsıcak Anadolu kokan çayların buharlarında koyulaşan sohbetleri,
hastanın sabahı beklediği gibi iple çeker. Okunan kitaplardan edinmek ister.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başta Sonsuz Nur kitabı olmak üzere bütün
kitaplarını okur.

Bir başka âleme girmiş gibidir. Kendi ifadesiyle yeniden doğmuştur.

Londra’da oturan kızına ve damadına gönderdiği bu kitaplar onların da
yuvalarını dağılmaktan kurtarır.

Büyük oğlunu da yanına alarak iş yeri açar.

Türkiye seyahati sırasında gördükleri eğitim kurumları, Türk ailelerinin
candan misafirperverliği, İstanbul’un camileri, Boğaz onları derinden
etkiler.

Ömrümün kalan kısmını artık hizmette geçireceğim, arabamı da, servetimi de
hizmette kullanacağım” diyerek tazeler inancını.

Öyle de yapar.

Raziya Hanım da ondan geri kalmaz. Mübarek Anadolu’muzun nur yüzlü
kadınlarıgibi içten ve coşkulu bir şekilde koşturur, durur.

Muhammed Bey’in aklı fikri birkaç ay önce ayrıldığı memleketindedir.

Orada kendileri gibi acı çeken anne-babaları düşünür.

Bir acı volkanı gibi yanar yüreği.

Nizamia Okulu’nun, Star Koleji’ne devredilmesi için elinden geleni yapar.

Görüşmeler sırasındaki o ikna edici tatlı konuşmaları, kelimeleri
incitmekten korkan dudaklarının açılıp kapanışı, beyaz saçların çoğunlukta
olduğu başını sol yana hafice eğişi, kısa ve beyaz sakalının çevrelediği
esmer güzeli yüzünün bir çocuk yüzü kadar masumiyeti, tıpkı okul adam Hacı
Kemal’dir.

Uzun süren görüşmeler sonrası arzusu gerçekleşir.

Star Koleji’nin idareci ve öğretmenleri bu işe çok sevinir.

Bayram ederler. Kendilerine devredilen sadece okul değil, aynı zamanda 21
bin dönümlük bir arsadır. Üstelik arsanın üzerine arzu edilen büyüklükte
yeni bir okulu yapmak için göreve hazır olduklarını da söylerler,
Nizamia’nın kurucuları.

Sevgiyle konuldukları kristal vazoya doğru her geçen gün biraz daha
boyunlarını büken güllerini kurtarmak için yüreklerinden kopan ızdırap
ırmaklarının kıyılarında binlerce gül, suya güler.

Kara kıtada gece sırtını sabaha vermiştir.

Hint Okyanusu’ndan ıslak yosun kokuları taşıyan muson rüzgarları
yüreklerdeki yangınları söndürmektedir.

Uzaklardan gelen gemiler, Umut Burnu’na doğru yaklaşmaktadır.

Devir görüşmeleri sırasında Nizamia’nın yöneticilerinden Baboo Musa’nın,
mahzun ve melül bir halde bir Türk öğretmene söylediği sözler, kara kıtada
koşan ışık süvarilerinin sırtlarına nasıl bir yük bindiğini göstermektedir.

“Biliyor musunuz? Ben iki kızımı Nizamia’ya vermiştim.

Ama olmadı, yürümedi.

Alıp yakındaki bir misyoner okuluna vermek zorunda kaldım. Orada da her
sabah derse ayinle başlıyorlar.

Ne olur elinizi çabuk tutun, olur mu? “

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: