Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Sus ey bülbül, matem vakti değil

Posted by HacıAta 11 Haziran 2010

Yıkılış asrının şairi Mehmet Akif, Yunan istilası haberleri üzerine kendini kırlara atar.

Osmanlı’nın gözbebeği Bursa’nın işgal haberi gelmektedir ve bunu teyit edebilme imkânı bile bulamamaktadır. İnkisarını her zamanki gibi dizelere döker. Hüznün ve matemin timsali bülbülle konuşur; daha doğrusu onu azarlar. ‘Sus ey bülbül senin hakkın değil, benim hakkım matem’ diye seslenir.

Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

Bülbülü susturduktan sonra başlar kendi derdini şerh etmeye. Vatanın içine düşürüldüğü vaziyete isyan ederken, evlad-ı vatanın hayırsızlığından dem vurur.

Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!

Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;

Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!

Ne husrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,

Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,

Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin, Fatih’lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman’ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;

O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Işık ve sesin olmadığı, bütün varlığın dilsiz kesildiği, ‘yok diyecek bir aksisadanın bile yok’ olduğu bir zamanda yaşadı, büyük şair. Kendini anlatırken söylediği gibi bütün eserleri aczinin gözyaşları gibiydi.

Sekizinci Türkçe Olimpiyatları’nda Türkmenistanlı Övez Murat Altıyev, Bülbül şiirini okurken duygulanmamak imkânsız. Akif’in istiğrak ve vecdine uygun terennümü yanında okuyanın kimliği de duyguların coşmasına sebep oluyor. ‘Büyük Şair keşke bu manzarayı görebilseydi’ düşüncesi bu his galeyanını kabartıyor. Yıkılışa ağıtlar yaktı, gitti. Yeniden varoluşa destanlar dizebilseydi kim bilir neler derdi. Uzun havalarımızla ağlayan, horonla neşelenen, heybetli efeler olarak sahnede dolaşan rengârenk çocukları duyabilseydi…

Ya Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Türküler Dolusu şiirini Karadağlı Nita Barisha’dan dinleseydi…

Ah bu türküler

Türkülerimiz

Ana sütü gibi candan

Ana sütü gibi temiz

Memleket ahvalini onlardan sor

Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i

Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…

Ben türkülerden aldım haberi.

Dizelerinin, o sarışın genç kızın dudaklarından dökülmesine şahit olsaydı. Veya Erdem Beyazıt ‘Memleketine özgü’ şeyleri Kırgız Aysulu’nun sesinden işitseydi, bizim kadar müteessir olmaz mıydı?

Eller bilirim haşin, hoyrat, mert

Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

Her kırışığı, sorulacak bir hesabı

Her çizgisi, tarihten bir yaprağı anlatır

Mısralarına o davudi sesiyle eşlik etseydi, birlikte ağlasaydık.

Sonra o sesi duysak ve irkilseydik: Ümitsizliğe düşmeyin, gelecekte en yüksek ve gür sada sizin sesiniz olacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: