Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Edirne uykusu

Posted by HacıAta 28 Haziran 2010

İstanbul’dan Edirne’ye, oradan Yunanistan’a yaptığımız gezide arkadaşımız Hüseyin Gökçe ile beraberdik. O da “Fatih Sultan Mehmet” üzerine yeni bir kitap yazmış. Kavala’daki Mehmet Ali Paşa’nın imaretinde sohbet ederken imaretin kiracısı ve işletmecisi olan Anna Mısıryan Cuma Hanımefendi, Hüseyin Bey’e, “Edirne uykusu” tabirinin ne manâya geldiğini sordu.

O da kitabında bu konuya temas ettiğini, fetih için İstanbul’a hareket etmeden önceki gecesinde Fatih’in yatağında sağa sola heyacanından dönerken yatağını parça parça ettiğini söyledi. Bu terim işte bu durumu ifade ediyormuş. Bu da Fatih’in dinamik ve aksiyonunu çok güzel ifade etmekteymiş.

Anna Mısırlıyan Cuma Hanım, Mevlânâ’nın eserlerini çok okuduğunu söyledi: “Bir gün aşağıdaki selvi ağacının altında bir kitabını okuyordum. Şöyle bir ifadeye rastlamıştım: ‘Her şey çiçek açıyor. Hatta selvi ağacı bile.’ Kendi kendime -‘Selvi ağacı çiçek açar mı?’ diye başımı kaldırıp baktım, gerçekten selvinin üzerini bir bitki sarmış ve güzel çiçekler açmış!.. Çok hayret ettim!”

Bu hanımefendi İslâmiyet’e büyük bir yakınlık duyuyor. “Çocukluğumda, ben kendi kendime çok Kur’an okurdum. Bir gün annem bana, ‘Yoksa kızım sen gizlice Müslüman mı oldun?’ diye sordu.” diyor.

Kendisine Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli kitabının İngilizcesini hediye ettik. Onun hakkında “Zannediyorum ki, dünyanın ekseni etrafında dönmesine vesile olan bilge aydınlardan birisidir.” dedi.

Anna Hanımefendi, Türkiye’de ve diğer yerlerde bulunan eğitim müesseselerini ziyaret etmek istiyor…

Biz imareti ziyaret ettikten sonra vedalaşıp biraz yukarıda bulunan Mehmet Ali Paşa’nın evine gittik. Biraz tepeye doğru olan bu tarihî evin hemen yanında Mehmet Ali Paşa’nın at üzerinde büyük bir heykeli var. Evi bize Yannis Melachrinoudis gezdirdi. Orasını bir müze haline getirmeye çalışıyorlar…

Kavala’dan Bulgaristan’a doğru hareket ettik. Bir grup arkadaşımız da bize yol tarifi için şehrin dışına kadar refakat ettiler. Bir yol ayrımında, hemen yolun kenarında durdular. Biz de arkalarında durduk. Aslında uygun bir duruş değildi… Arkamızdan birisi araba ile geliyordu. Biz durunca o da tam iki yolun ayrılma noktasında arabasını park edip yanımıza doğru koştu. “Bir şey mi oldu? Bir ihtiyacınız mı var?” diye sordu. İçimden ‘Bu sıradan biri değil’ diye geçirdim. Abdurrahim Bey’e “Bir tanışsak!” dedim. O da kendisine teşekkür edip memnuniyetini belirtmiş. Bu güzel davranışı için İstanbul’daki evinin adresini ve telefonlarını ihtiva eden kartını vermiş. “Buyurun gelin, evim sizin” demiş!.. O da “Hayır. Ne senin ne de benim. Her şey Allah’ın.” demiş. “Siz Müslüman mısınız?” deyince, isminin Dimitri olduğunu, kendisinin sufî olduğunu söylemiş. Durduğumuz yerin hemen yanında bir yolüstü lokantası vardı. Oradakiler kendisini tanıyıp “Dimitri! Dimitri!” diye çağırdılar. O sadece onlara el sallayıp selam vererek arabasına doğru gitti. Abdurrahim Bey’e bir CD verdi. Meğer kendisi bir şarkıcı imiş ve kasetleri varmış. Yolda dinleyip geldik. Hep “Allah sevgisi” üzerine… “Kalbinden şüpheyi at!” diyor. Memleketi Kavala ve Antalya üzerine de söylediği şarkıları var.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: