Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Ali Erkan Kavaklı Hakkari’nin kardelenleri

Posted by HacıAta 06 Aralık 2012

Derin Çete İntikam Peşinde isimli bir roman yazma sevdasıyla Hakkari’ye gittim. Dağlıca, Aktütün, Hantepe, Gediktepe, Silvan, Çukurca baskınlarını anlatmak istiyorum. Şaibeli baskınlar bunlar. Mehmetçiğin çirkin oyunlara kurban edildiği yerlerin adı Dağlıca, Aktütün, Gediktep, Hantepe, Silvan…

Bölgeyi görmek, bölge insanları ile yüz yüze görüşmek, Mehmetçiğin hâlet-i ruhiyesini anlamak, emniyet görevlilerinin yüz yüze olduğu zorlukları fark etmek için bir hafta boyunca Hakkari, Çukurca, Şemdinli ve Yüksekova’yı gezdim. Birçok insanlar birebir konuştum. Özel harekâtçılar, polisler, askerler, emniyet görevlileri, korucularla birlikte oldum.

İnsanların umutlarını, ümitsizliklerini, dağdan duyulan korkuyu, dağdakilerin korkularını gördüm. Terörü besleyen kaynakları ve terörün panzehirini soruşturdum.

Roman yazma sevdasıyla binlerce kilometre yol almak, aşılmaz dağları aşıp geçilmez ırmakları geçmek ve sevdayı gerçeğe çevirmek… Bazıları için epeyce lüks bir merak ve tecessüs ama benim için mutlaka yapılmasa gereken bir araştırma idi. Terörün kaynağını görmek, terörü besleyen Ankara’yı, terör maşasını kullanan loca, Balyoz, Ergenekon’u keşfetmek benim için karşı konmaz bir tutkuydu.

Delpin karakolu ve derme çatma karakollar zinciri, Van’dan Hakkari’ye doğru yol boyu akıp giden Zap suyu, tepelere inşa edilmiş kale karakolları müşahede, romanın mekân örgüsünü zenginleştirdi. Hakkari’ye tepeden bakan Sümbül Dağı, Kavaklı platosunu çevreleyen Çoban Dağı, Karanlık Dağ, muhteşem kayalar, göğe doğru başkaldırmış kayalıklar, tepeler, zirveler… Teröristlerin sığındığı, saklandığı ve yuvalandığı mekânları görmeliydim.

Hakkari’ye gitme projemi kime anlattıysam endişeli bakışlarla beni uyardı. Dostlarım, daha sana çok ihtiyacımız var, kendine dikkat et, dediler.

İtiraf Ediyorum romanımı yazarken takip ettiğim metodu izlemeye karar verdim. 1997 yılında “derin çete” ve PKK cinayetlerini anlatan bir roman yazmaya karar vermiştim. Vakalar Diyarbakır, Batman, Şırnak, Cizre, Varto, Siirt’te geçiyordu. Diyarbakırlı Orhan Özekinci ile birlikte Diyarbakır’a uçtum. Orada Hakikat Kitabevi sahibi Abdurrahman Bey ile tanıştım. Onun referansıyla Batman’a, oradan Siirt’e geçtim ve Cizre ve Şırnak’ı gezdim. Dostları sayesinde hem bölgeyi gezmek hem de bölge insanı ile diyaloglar kurmak kolay oldu.

Hakkari’ye giderken de benzeri bir yol takip ettim. Eğitim gönüllüsü dostların isimlerini aldım. Hakkari’de Öğretmen Sait Bey’i tanımak beni rahatlattı. Aziz dost Prof. Sefa Saygılı’nın referansı ile emniyetten dostlarla tanıştım. Sefa Bey’le birlikte aynı kitaba imza attığımız bilge Doktor Ali Akben’in referansıyla kitap dostu Hakkari Valisi Orhan Bey’i tanıyıp sohbet ettim.

Hakkari’de Fethullah Gülen Hocaefendi’yi seven eğitimci dostlarla tanıştım. Kardelen çiçekleri gibiler. Bölgenin olumsuz atmosferine rağmen baharı müjdelemek için ilkokul ve ortaokul açmışlar. Lise açma projesinin peşindeler.

Şemdinli’de fedakâr eğitim eğitimcilerin açtığı okul ve dersane var. Akıllara ilim ışığı, gönüllere iman nuru serpmeye çalışıyorlar. İran, Irak sınırındaki Çukurca’da etüt merkezi açmışlar. Gönül kazanma projesini hayatını geçirmek için var güçleri ile çalışıyorlar.

Hakkari’deki yurtta aşçılık yapan Diyarbakırlı Aydın Bey’le akşamları aynı odayı paylaştım. İnanılmaz bir gönül rahatlığı ile Hakkari’ye gelişini anlattı.

“Diyarbakır’daki okulda aşçılık yapıyordum, baş aşçımız dedi ki Hakkari’de okul açıyoruz, aşçıya ihtiyaç var, gidebilir misin? Tabi, dedim. Hanımı ve dört çocuğumu orada bırakıp buraya koştum. Hizmet için çalışıyorum. Allah rızasını kazanmak kolay değil. Buralara gelip ben hizmet etmezsem kim edecek?”

Hemen ilk akla gelen soruları yönelttim:

– Tehdit edilmiyor musunuz? Korkmuyor musunuz?

– Hizmet aşkı korkumdan önden geliyor. Üstat Bediüzzaman, ecel birdir, değişmez, demiş. İnsan eceli gelmeden ölmez. Hizmet ederken ölen şehit olur, cenneti kazanır. Hayatın gayesi cenneti kazanmak değil mi?

Öğretmen de Aydın Bey gibi düşünüyorlar. Sait Bey, açtıkları yurdun terör yandaşları tarafından taşlandığını ve ateşe verildiğini anlattı.

“Bizi korkutmak ve kovalamak istediler. Büyüğümüz şehri terk etmeyeceksiniz, olumsuz şartlara rağmen hizmet edeceksiniz, kışta açan kardelen çiçekleri olup baharı müjdeleyeceksiniz, dedi. Azim ve kararlılıkla, cesaretle, bilgelikle hizmete devam ediyoruz. Rabbimizin muhafazası altındayız.”

Netice: Terörün çaresi gönüllere iman nuru, akıllara ilim ışığı vermek. Millete hizmet sevdasıyla çalışan eğitim gönüllüleri desteklenmeli, her ilçede imam hatip liseleri açmalı, okullarda Kur’an ve siyer derslerini seçilmesi sağlanmalı.

“İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elden adam kâinata meydan okuyabilir.” diyor Üstat Bediüzzaman. Onun eserlerinden ilham alan eğitim gönüllüleri zorluklara meydan okuyor ve baharı müjdeleme gayretiyle çalışıyorlar.

Roman yazma merakı ile dolaşırken benden çok daha cesur yüreklerle tanışmak beni ziyadesiyle sevindirdi. Cenab-ı Hak hepimizi hayırlı hizmetlerde muvaffak eylesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: