Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Posts Tagged ‘Efendimiz’

Efendimiz (SAV)’in Ramazan Günlüğü

Posted by HacıAta 10 Temmuz 2013

İlgili Konular:

İbrahim Sadri Bir Gün Peygamber Efendimiz ziyaretimize gelse

Kırık Testi – Teravih Efendimiz Sahabe

İftarı acele etmeli…

Ahmet Kurucan Kaza, kefaret ve ibadetlerin ruhu

Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT

Reklamlar

Posted in Efendimiz, Mübarek Gün ve Geceler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Peygamber Efendimiz (asv)’in kabrinin etrafının kurşunla kaplanması

Posted by HacıAta 06 Nisan 2010

Sabri Paşa’nın Mir’âtu’l-Haremeyn’de yazdığına göre Mağrib (Fas) müşriklerinden (putataparlardan) iki kişi, zâhid derviş kıyafetine bürünerek Medine’ye gelip Peygamber Mescidi’nin yakınında bir yerde ikamet etmeye başlarlar. Bunların amacı, Hz. Peygamber (asv)’in naaşını çalıp Mağrib’e götürmektir.

Rüyasında üç kez görür

557 Hicrî (1161 M.) tarihinde Suriye hükümdarı olan Türk Atabeklerinden Nureddin Şehîd (Mahmud ibn Zengî), gece kalkıp teheccüd namazını kıldıktan ve virdini yaptıktan sonra, uyuduğunda üç kez rüyasında gördüğü Hz. Peygamber (asv), kendisine iki suratsız kişiyi göstererek, “Ey Nureddin, beni bunlardan kurtar.” der.

Nureddin Şehîd, uyanınca veziriyle de istişare ettikten sonra, yanına yirmi muhafız alarak Medine’ye gider. Halka para dağıtacağını, herkesin hükümdarın huzuruna gelmesini ilan ettirir. Herkes gelir, ama rüyada kendisine gösterilenlere rastlamaz.

“Onlar sadaka almaz”

Bunun üzerine, “Henüz gelip sadakasını almayanlar var. Onlar da gelip sadakalarını alsınlar.” der. “Gerçi Peygamber (asv)’in kabrinin kıble tarafına düşen Ali Ömer yurdunda oturan iki mücavir derviş varsa da, onlar fakirliği yeğleyen zâhidlerdir, sadaka almazlar.” diye cevap verirler.

Ancak Nureddin Şehîd, mutlaka onların da getirilmelerini emreder. Getirilenlerin, rüyada kendisine gösterilen kişiler olduğunu anlayan Nureddin Şehîd, adamların kaldığı odaya girer. Odanın içinde nefis kitaplar ve değerli eşyalar görür. Zemindeki hasırı kaldırınca, Peygamber (asv)’in kabrine doğru giden bir lağım bulur.

Nureddin Şehîd’in sorguya çektiği adamlar, Mağrib tarafından geldiklerini, Peygamber (asv)’in naaşını alıp Mağrib’e götürmek için bu lağımı kazdıklarını, çıkan toprağı geceleri torbalara koyup gündüzleri ziyaret bahanesiyle gittikleri Baki Kabristanı’na döktüklerini itiraf ederler.

Devamla derler ki: “Hz. Peygamber (asv)’in kabrine yaklaştığımızda geceleyin gök gürlemeleri ve şimşekler bizi o kadar korkuttu ki aklımız başımızdan gitti. O sabah da sizin burayı teşrif ettiğinizi duyduk.”

Bu sözleri duyunca göz yaşlarını tutamayan Nureddin, adamların boyunlarını vurdurur ve hemen Peygamber (asv) kabrini çevreleyen derin bir hendek kazdırıp içini kurşun eriyiğiyle doldurtmak suretiyle Kabr-i Şerifi muhafaza altına alır. (Eyüp Sabri Paşa, Mir’âtu’l-Haremeyn, S. 684-686, İst. 1304)

Posted in Efendimiz | Etiketler: | Leave a Comment »

Efendimiz (asv)’in bedduası sonucu, arslan tarafından parçalanan kişi

Posted by HacıAta 20 Şubat 2010

Beyhakî’de bu kişinin ismini “Leheb b. Ebî Leheb” olarak verdikten sonra, magazî kaynaklarından bazılarında “Utbe” diğer bir kısmında “Uteybe “olarak geçtiğini kaydeder.(bk. Beyhakî, Delailu’n-Nübüvve-şamile-, 2/212).

Hâkim de bu kişinin adını “Leheb b. Ebî Leheb” olarak vermekte ve rivayetin “sahih” olduğunu belirtmektedir.(bk. Hâkim, 2/539). Zehebî de bu hadisin sahihliğini tasdik etmiştir.(a.g.e).

Suyutî, Beyhakî’den aktardığı rivayetlerden birinde “Leheb b. Ebî Leheb”, diğer bir rivayetinde “Utbe” olarak zikretmiştir.(bk. Suyutî, el-Hasaisu’l-Kübra-Şamile- 1/241).

Yine Suyutî’nin Ebu Nuaym ve İbn Asakir’den naklettiği rivayetlerde ise bu kişinin adı “Utbe” olarak geçmektedir.(Suyutî, a.g.e).

Kadı İyaz da bu adamın ismini “Utbe” olarak vermiştir.(bk. eş-Şifa, 1/329).

Eş-Şifa’nın şerhi Müzilu’l-Hafa’da “Utbe” kelimesi çerçevesinde şu görüşlere yer verilmiştir:

“Meşhur olan görüşe göre, Ebu Leheb’in oğlu Utbe ile kasrdeşi Mutab Mekke fethinde Müslüman oldular, beddua alan ise Uteybe’dir. Bununla beraber, bu kişinin adının “Utbe” olduğunu söyleyenler de vardır. Kadı İyaz bu görüşü esas almıştır.”(Şifa ile birlikte, a.g.e).

Bütün açıklamalar gösteriyor ki, bu kişinin ismi -Leheb’i bir tarafa bırakırsak- hem Utbe hem de Uteybe olarak zikredilmiştir. Söz konusu olay kesindir; fakat iki kardeşten hangisinin olduğuna dair farklı görüşler vardır.

Posted in Efendimiz | Etiketler: , | Leave a Comment »

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselama süt annelik yapanlardan üç muhterem kadın

Posted by HacıAta 18 Aralık 2009

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselama süt annelik yapanlardan üç muhterem kadın şunlardır:

1. Süveybe:

Ebû Leheb’in cariyesi bulunan Süveybe, oğlu Mesruh ile birlikte Peygamber (s.a.v.)’i emzirmiştir. Daha önce, Resûl-i Ekrem’in amcası bulunan Hz. Hamza’ya da süt annelik yapan Süveybe, daha sonra Ebû Seleme’yi de emzirmiş bulunmaktadır. Bu emzirme, Halime-i Sa’diye’den önceki günlerde olmuştur. (İbn Sad, Tabakât, 1/108)

Resûlullah (s.a.v,), Mekke’de bulunduğu sırada, Süveybe’yi ziyaret eder, hatırını sorar ve kendisine yardımda bulunurdu. Medine-i Münevvere’ye hicret ettikten sonra da bu ilgisini devam ettirmiş ve ona giyecek elbiseler göndermiştir. Hz. Hatice vâlidemiz, bu kadını alıp azat etmek istemiş ise de, Ebû Leheb buna rıza göstermemiş, daha sonra kendisi onu hürriyetine kavuşturmuştur. Tabakât, 1/108)

Resûlüllah (s.a.v.)’in Hayber savaşından döndüğü günlerde fâni ömrünü tamamlayan Süveybe ahirete göç etmişti. Oğlu Mesruh, annesinden önce vefat etmiştir.

2. Halime-i Sâdiye:

Halime binti Ebi Züeyb (r.a.), Sa’d kabilesine mensuptur. Kocası Hâris bin Abdül-uzza’dır. Oğlu Abdullah ile birlikte Peygamber Efendimizi emzirmiş bulunmaktadır. Halime binti Ebi Züeyb’in Cüdâme (Şeyma) ve Üneyse isminde iki kızı da vardır. Onlar yaşça, Abdullah’tan daha büyük olduğu için Peygamber (s.a.v.)’in bakımı ile ilgilenirlerdi. (Tabakât, 1/108-110)

Peygamber (s.a.v.), Halime-i Sâdiye’nin yurdunda dört yaşına kadar kaldı. Hz. Hatice ile izdivacından sonra bu muhterem kadın, Allah Resûlü’nün ziyaretine gelmişti. Yurtlarındaki kuraklık ve sıkıntıdan söz açan Halime’ye Hz. Hatice kırk koyun ve bir deve hediye vererek yurduna gönderdi. Bu muhterem sütanne, Medine-i Münevvere’nin Baki kabristanına defnedilmiştir.

3. Ümmü Eymen:

Adı Bereket olan bu muhterem kadının Resûl-i Ekrem’e sütannelik yaptığını imam Süyûtî nakletmektedir. (el-Hâvî li’l-fetâvî, 2/389)

Ümmü Eymen, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in babasından miras olarak kendisine intikal etmişti. Hz. Hatice ile evlendiği sırada onu âzat etmiştir. Fahr-i kâinat (s.a.v.), ondan bahsederken, “Anamdan sonra anam (kadar sevdiğim kadın) dır” buyurmuşlardır. Bir gün, “Cennet ehlinden bir kadınla evlenmekten hoşlanan, Ümmü Eymen’i tezevvüc etsin” (Tabakât, 8/224) buyurunca Zeyd bin hârise (r.a.) onunla evlenmiştir. Bu mutlu izdivaçtan Üsâme bin Zeyd dünyaya gelmiştir.

Posted in Efendimiz | Etiketler: , | Leave a Comment »

Efendimiz İsra Mirac yolculuğu sonrası

Posted by HacıAta 10 Aralık 2009

Posted in Sohbetler | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Peygamber Efendimiz hep doğruluk tavsiye etmişti

Posted by HacıAta 05 Aralık 2009

O hep doğru olarak yaşadığı gibi ümmetine de daima doğruluğu tavsiye etmiştir.

Evet, O hep ok gibi doğru yaşamış, doğruluğu tavsiye buyurmuş ve o kendine has doğrulukla âdeta imkân-vücub arası bir noktaya ulaşmıştı. Öyle bir noktaya ki, onun ötesinde sadece ve sadece Allah sıdkı vardır. Elbette O, her hususta bir beşerdi. Fakat doğruluk O’nu işte böyle bir seviyeye yükseltmişti. O, bize de aynı tavsiyede bulunmakta ve: “Doğru söylemeye söz verin, hayatınıza yalan karıştırmayın, ben de size Cennet’i söz vereyim.” demektedir.

Kırk yaşına kadar O’nun hilâf-ı vaki bir söz söylediğini veya sözünde durmadığını bir kimse ne görmüş ne de duymuştu. Daha sonra sahabe olma şerefine eren bir zat diyor ki: “Cahiliye devrinde Allah Resûlü’yle bir yerde buluşmak üzere anlaşmıştık. Ben verdiğim sözü unuttum. Üç gün sonra hatırladığımda koşarak anlaştığım yere gittim.. baktım ki Allah Resûlü orada bekliyor. Bana ne kızdı ne de darıldı. Sadece: “Ey genç! Bana meşakkat verdin. Üç gündür seni burada bekliyorum.” dedi.

İşte, -o güne göre- Efendi-

miz’in (sas) en azılı düşmanı Ebû Süfyan’ın, O’nun doğruluğunu tasdiki:

Allah Resûlü etraftaki hükümdarlara nâmeler gönderiyordu. Bu mektuplardan birini de, Roma imparatoru Hirakl’e (Hiraklius) göndermişti. Hirakl, mektubu baştan sona okudu. O sırada Şam bölgesinde bulunan Ebû Süfyan’ı çağırttı ve aralarında şu şekilde bir muhavere cereyan etti:

– O’na daha ziyade ittiba edenler kimlerdir, zenginler mi fakirler mi?

– Fakirler.

– Hiç O’na inananlardan dönenler oldu mu?

– Şimdiye kadar hayır.

– Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?

– Her geçen gün biraz daha artıp çoğalıyorlar.

– Hayatında hiç yalan söylediğini duydunuz mu?

– Hayır, O’nu hiçbirimiz yalan söylerken duymadık.

Ve işte mektubun tesirinden sonra, henüz Müslümanların en amansız düşmanı olan Ebû Süfyan’dan aldığı bu cevaplarla çarpılan Hirakl, kendini tutamayarak şöyle dedi:

– Bir insanın bunca zaman, insanlara yalan söylemekten kaçınıp da Allah’a karşı yalan söylemesi düşünülemez.

Sadece mevzumuzla alâkalı yönünü aktarmak için çok kısa temas ettiğimiz bu hâdisede, Allah Resûlü’nün doğruluğuna iki delil vardır. Birincisi, Bizans İmparatoru Hirakl’dir ki, yukarıda kaydettiğimiz sözü söylemiştir. İkincisi ise, o gün için henüz İslâm’la şereflenmemiş Ebû Süfyan’ın verdiği cevaptır ki, Allah Resûlü’nün doğruluğunu kabullenip tasdik etmiştir.

ZAMAN

Posted in Efendimiz | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamber Efendimizin verdiği mehir

Posted by HacıAta 18 Kasım 2009

Hz. Haticeye mehir olarak on iki ukiyye ve bir Neşş altun verilmiştir. Yirmi genç ve yiğit deve verilmesi teahhüd edildiği de, rivayet edilir. Sanıldığına göre: develer, Peygamberimiz tarafından Mehire ilâve edilmiştir.

 

Bir ûkıyye, kırk dirhemdir. Bir Neşş’de, yarım ûkıyye, yâni yirmi dirhemdir. Peygamberimizin zevcelerinden çoğunun Mehiri, on ikişer ûkıyye birer neşş olup bunlar da, beş yüzer dirhemi bulurdur.

 

Ebû Seleme b. Abdurrahman der ki: “Âişe’ye (Resûlullah Aleyhisselâm, kadınlarına kaçar dirhem Mehir verirdi?) diye sordum.

(Resûlullah Aleyhisselâmın zevcelerine verdiği Mehir: on iki ûkıyye bir neşş idi.) dedi ve (Neşş, nedir bilir misin?) diye sordu.

 

(Bilmeyorum!) dedim.

 

(Neşş, yarım ûkıyyedir. Bunun toplamı, beş yüz dirhem eder ki, bu, Resûlullah Aleyhisselâmın zevceleri için verdiği Mehirdir) dedi.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 94)

 

Asım Köksal, İslam Tarihi, c. 2, s. 157

Posted in Efendimiz | Etiketler: , , | Leave a Comment »