Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Posts Tagged ‘Fethullah Gülen’

Fethullah Gülen: Peygamber Yolu (18.04.1989 – Fatih Camii) (Ramazan Vaazı)

Posted by HacıAta 10 Temmuz 2013

ilgili konular:

Ezan ve Milletimiz…

Harun Tokak Ne olur elinizi çabuk tutun, olur mu?

Süleyman Sargın Ne okumalı ne kadar okumalı?

Dünyaca ünlü hafız Naina: Türk okulları insanlığa hizmet ediyor

Kenya’dan Edward Ominde “Sıkılsın” isimli şiirini seslendiriyor

Reklamlar

Posted in Sohbetler | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Fethullah Gülen: Regaib Kandilini nasıl değerlendirmeliyiz?

Posted by HacıAta 16 Mayıs 2013

Posted in Mübarek Gün ve Geceler, Sohbetler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Şevki Yılmaz Fethullah Gülen Hocamız neden taşlanıyor?

Posted by HacıAta 12 Nisan 2013

Asr-ı Saadet’teki yıldızlarla başlayan bu onurlu duruş ve davet hareketi kıyamete kadar gecenin yıldızlarının omuzlarında devam edecek. Şehitlerin kanlarından üstün olan kalemleriyle ve sohbetleriyle hep insanlığa nur ve ışık olacaklar. İşte günümüz insanlığının, Şeytan ve yandaşlarının tuzaklarından kurtuluşuna sohbetleriyle rehber olan muhterem âlimlerimizden biri de şüphesiz Fethullah Gülen hocaefendidir. 1968 yılında İzmir’in Kestane Pazarında başlayan sohbet halkalarıyla ilim halkasını oluşturmayı başarmış örnek bir şahsiyet. Oluşturduğu bu gönül, sevgi ve merhamet fedaileriyle Asr-ı Saadet’in davet ve tebliğ ruhunu dünya çapında yeniden canlandırmayı başaran, bir çok ilim ehline; “bakın, çalışınca oluyor” gerçeğini eserleriyle ispat etmiş örnek bir şahsiyet.

Böyle muhlis, mümtaz ve muterem ilim ehli bir insan bazı çevrelerce neden taşlanıyor? Bu çevrelerden ateistlerin, Ergenekon çetelerinin ve uşaklarının, Apo ve PKK çevrelerinin taşlamasını anladık. Çünkü meyvalı ağaçları haramzadeler hep taşlarlar. Ama helal lokmayla büyüyen kardeşlerimizin hocamızı taşlamalarındaki sebebi anlamakta güçlük çekmekteyiz. Ömürlerini İslam Davasına adamış Fethullah Gülen gibi şahsiyetlerin Doğu Perinçek, Apo ve benzerleri gibi yeterince düşmanı varken müslümana nasıl sıra gelebilir ki?

“Karanlık!” isimli gazeteye ve “Uluyan TV”ye dayanılarak söylenen iddiaları, atılan iftiraları ve kendisine haya, edep ve ahlaka sığmayan hakaretleri yazarak bu nezih sütunları kirletmek istemiyorum.

Allah’ımıza, Peygamberimize ve yüce İslam dinimize ve müntesipleri bizlere yıllarca hakaret eden, alay eden ve zulmeden bu gazetelerin, radyo, televizyon fitnevizyon kanallarının ve çetelerinin Fethullah Hocaefendiyi ve bizleri methetmelerini mi bekliyorduk? O zaman imanımızdan ve duruşumuzdan şüphe etmemiz gerekmez mi?

Ne olur birbirimizle uğraşmasak! Ne olurdu kardeşlerimizin hizmetteki başarılarını kıskanmasak? Ne olur du kendimizin uzanamadığı hizmet ve hedeflere murdar demesek!

Yalan ve iftiralarla uğraşanların hayallerinin bile yetişemediği hizmet kervanı arabasının tekerleklerine çomak sokmasak! Ne olur kulluğumuzun gereği işlediğimiz ve işledikleri, günah ve hata dikenlerine bakarak güllerin solmasına sebep olmasak!

Rahmani çizgideki cemaat ve sivil toplum örgütlerinin çok oluşu bir fitne değil rahmet sebebidir. Bu tarikat, cemaat ve toplum örgütlerinin hepsi İslam okyanusuna su taşıyan nehirler gibi olmalıdır. Hiç birisi ana nehire giden İslam hayat suyunu kesen veya kirleten olmamalıdır.

yazının tamamı

http://tunagur.wordpress.com/2013/04/04/50-senedir-dunya-zevki-namina-bir-sey-bilmiyorum/

Posted in Medya | Etiketler: , | Leave a Comment »

Fethullah Gülen – Işık Süvarileri

Posted by HacıAta 11 Nisan 2013

Posted in Sohbetler | Etiketler: , | Leave a Comment »

Sulhü temin için gerekirse kan kusup ‘kızılcık şerbeti içtim’ demeli

Posted by HacıAta 09 Ocak 2013

Fethullah Gülen Hocaefendi, internet sitesi ‘herkul.org’da yayınlanan son sohbetinde ‘barış’ın önemine dikkat çekti. 19 dakikalık videoda, Nisa Sûresi’nin 128. ayetine işaret eden Gülen, önemli mesajlar verdi: “Milli onur ayaklar altına alınmamak kaydıyla toplumsal barışı sağlamak için elden gelen her şey yapılmalıdır.”

Fethullah Gülen Hocaefendi, haftalık sohbetlerinin yayınlandığı internet sitesi ‘herkul.org’da yer alan son videosunda ‘barış’ konusu üzerinde durdu. Dinde barışın esas olduğunu vurguladı ve İslam tarihinden, toplumsal hayattan örnekler verdi. “Sulh hayırdır, hayır sulhtadır.” diyen Gülen, Nisa Sûresi’ni hatırlattı ve 128’inci ayetlerin her zaman barış yolunu gösterdiğine işaret etti. ‘Her ne kadar ayetler, aile içi şiddet temasını işlese de bunun genelleme yapılmasına engel olmayacağına’ dikkat çekti. Ayetin sosyal hayata yaptığı atıfı şu örnekle dile getirdi: “Milli onur ayaklar altına alınmamak kaydıyla Alevî-Sünnî, Kürt-Türk, Laz-Çerkez şeklinde bölünüp parçalanmak istenen insanlar arasında barışı sağlamak için elden gelen her şeyin yapılması gerekir.” Konuşmasında Hudeybiye Anlaşması’na da değinen Hocaefendi, meseleden günümüz için de çıkarılacak dersler olduğunu söyledi. Umre için ashabıyla Hudeybiye’ye gelen Peygamber Efendimiz’in, müşriklere karşı takındığı temkinli tavrın, gerçek fethe kapı araladığını ifade ederek, problemlerin barış felsefesinin korunamamasından kaynaklandığını kaydetti: “Getirisi olan bir şey karşısında bazen kafamıza uymayan şeylere de katlanabiliriz. Aile planında, dar bir dairedeki toplum planında, geniş dairedeki toplum planında, devletler muvazenesinde hep anlaşma sağlanmalı.” Gülen Hocaefendi, ‘Sulh hayırdır, hayır sulhtadır’ başlıklı sohbetinde şu noktalar üzerinde durdu:

Kur’an, “Hayır sulhtadır” buyuruyor: Bu meseleyi günümüz hadiseleri açısından da ele alabiliriz. Birileri ‘şu doğru’ diyor. Onlar bir yönü ile bizim dışımızda olduğundan ‘doğru’ dedikleri şeye başta ‘eğri’ diyoruz. Dolayısıyla o mevzuda doğruluk adına bir planımız yok. Sadece müdafaa silahımız, “Siz yanlış düşünüyorsunuz.” oluyor. Hususiyle küreselleşen dünyada bu tarz telakki, böyle sürüp giderse ne ailede huzur kalır, ne küçük dairedeki toplumlarda, ne büyük dairedeki bir millette ne de milletler arası münasebetlerde. Oysa Kur’an, “Hayır sulhtadır, anlaşmada, uzlaşmadadır (Nisâ 128)” diyor. Kur’an, toplumun en küçük dairesi, aile açısından meseleye bakıyor. Aile, toplumun molekülüyse şayet, ondaki yıkılma, toplumda da bir sarsıntı meydana getirir. Bu nedenledir ki Kur’an-ı Kerim çok küçük dairede meseleyi ele alıyor. Orada bu mesele hayırlıysa, kasaba dairesinde, şehir dairesinde, devlet dairesinde, cihan dairesinde evleviyetle hayırlıdır.

Kafamıza uymasa da katlanmak lazım: Barış konusunda bize ters gelen bazı şeyler olabilir. ‘Keşke şu görüşme olmasa. Biz Türk milleti şöyle onurumuz var, boyun eğmesek, bazı şeylere ‘evet’ demesek denilebilir. Muhtemel o türlü şeylerle bazı problemler çözülecekse, işte Hudeybiye Sulhu’ndaki mantık ve muhakemeyle yapılması gereken şey neyse onu yapmak lazım. Ülkenin parçalanmasına meydan vermemek lazım. Devletimizin bir devlet-i aliyye olması istikametinde yoluna devam etmesini sağlamak lazım. Getirisi olan bir şey karşısında bazen kafamıza uymayan şeylere de katlanabiliriz. Barış için gerekirse kan kusulur, ‘kızılcık şerbeti içtim’ denilir.

Fethullah Gülen Hocaefendi, 19 dakikalık konuşmasında huzurun temini için katlanılabilecek her şeye katlanmak gerektiğine vurgu yaptı. Dünya barışını tesise yönelik şu tavsiyelerde bulundu: “Hangi dairede olursa olsun sulh-u umumîyi temin etmeye çalışmak ve barış içinde beraberce yaşanabileceğini ortaya koymak lazımdır. Diyelim ki Türkiye’de böyle bir sulh-i umumiyi hangi konuda temin etmeye çalışıyorsunuz? İşte farklı anlayışlar: İnanan inanmayan yani muvahhid, ateist, deist araftakiler… Bunlar arasında bile beraber yaşanır olabileceğini ortaya koymak lazım. Bu istikamette stratejiler ortaya koymak lazım. Ne var ki günümüzdeki meseleler daha ziyade bunların dışında cereyan ediyor. Mesela Alevi-Sünni, Kürt-Türk, Laz-Çerkez… Şimdi bunlar arasında esasen bir sulh temin etmek gerekir. Bunun için de elden gelen her şeyin yapılması, gerekirse kan kusulması ama ‘kızılcık şerbeti içmiştim’ denilmesi gerekir. Milli onur, milli gurur ayaklar altına alınmama kaydıyla, o mefkûreye saygı devam ettiği müddetçe -bence- el de öpülebilir, etek de öpülebilir. Heyet-i İslamiye, heyet-i milliye arasında huzurun temini adına katlanılabilecek her şeye katlanmak lazım.”
‘Barış felsefesini tam yaşatamadık’

Sohbetinde Osmanlı medeniyetinin hoşgörüsünden de bahseden Gülen Hocaefendi, son asırlarda yaşanan problemlerin kaynağında ‘barış’ kültüründen uzaklaşmanın yattığını ifade etti. Konuyla ilgili şu çarpıcı tespitte bulundu: “Devlet-i Aliye dediğimiz şey nedir biliyor musunuz? Neredeyse 250 milyon bir nüfusu hâkimiyet altında tutmak demek. Esas saf kan Türk o dönemde 11 milyondur. Eğer o anlaşmalar, uzlaşmalar, müsamahalar, o hoşgörüler olmasa dört asır problemsiz siz o işi götüremezsiniz. Son asırlarda neden problemler oldu? Biz o sulh felsefesini, o sulh düşüncesini tam yaşatamadık. ‘Herkes bize benzeyecek’ dedik. Herkesi kendi tarz-ı telakkilerinde, anlayışlarında belki serbest bırakmadık. ‘Bize uyacaksınız’ dedik. Yoldan geçerken dirsek vurduk onlara. ‘Bize uyarsanız avantajınız olur’ dedik. Onlar da o desteği sizden bulamadıkları için dıştan aradılar. Ve dış destekler de sizin için problem oldu. Problem olduysa bir yönüyle orada o sulh-i umumiyi muhafaza edememekten oldu.”

Posted in Sohbetler | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Fethullah Gülen’e iftiradan tazminata mahkum oldu

Posted by HacıAta 28 Kasım 2012

Eski MİT İstanbul Bölge Başkanı Osman Nuri Gündeş, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ‘kişilik haklarına saldırıda bulunduğu’ gerekçesiyle tazminata mahkum oldu.

Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada 2010 yılında yayımlanan kitabında Hocaefendi hakkında ağır ve mesnetsiz ithamlarda bulunmakla suçlanan Gündeş, 7 bin TL manevi tazminat cezasına çarptırıldı.

Dünkü duruşmaya katılan Hocaefendi’nin avukatı Orhan Erdemli, kitapta yer alan bilgilerin Gündeş’in anıları olarak sunulduğuna dikkat çekti. Bu anlatımların Gündeş’in anıları değil uydurma olduğunu, müvekkilinin kişilik haklarının gerçek dışı iddialarla ihlal edildiğini belirtti. Söz konusu kitapta bahsedilen MEB Yurt Dışı Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğü toplantısında Özbek-Türk liseleri temsilcisi Mehmet Mesut Ata’nın konuşmasının çarpıtıldığını ifade eden Erdemli, yine aynı kurumun kitap olarak yayınladığı toplantı tutanakları incelendiğinde iddiaların gerçekdışı olduğunun görüleceğini kaydetti. Bu yayın ile müvekkilinin saygınlığının giderilmesinin, hakkında kuşku uyandırılarak kamuoyunda Hocaefendi’ye karşı husumet duyulmasının ve toplum nezdinde karalanmasının amaçlandığını vurgulayan Orhan Erdemli, şöyle devam etti: “Nuri Gündeş’in eski MİT görevlisi olması sıfatından istifadeyle, bu gerçek dışı iddialar okuyucuya ‘anı’ şeklinde sunularak, iddiaya inandırıcılık sağlanmaya ve kamuoyu yanıltılmaya çalışılmıştır. Oysa burada bir anı değil açıkça bir dezenformasyon söz konusudur.” Osman Nuri Gündeş, kitabında Türk okullarına yönelik ‘ajan’ iftirasında bulunduğu gerekçesiyle Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından geçtiğimiz ay 5 bin lira tazminata mahkum olmuştu.

Posted in Gündem | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

‘Evet’i desteklememiz, kişileri değil yapılan işi takdir meselesidir

Posted by HacıAta 24 Ağustos 2010

Fethullah Gülen Hocaefendi, 12 Eylül’de yapılacak tarihi referandumda ‘evet’ demesinin siyasi mülahazalarla irtibatlandırılmamasını istedi.

“Milletimize ileriye doğru bir adımı kim attırmışsa, biz o ayağın altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya âmâdeyiz.” diyen Gülen, bu tutumunu, “Herkese karşı müsavi derecede duruyoruz. Biz yerinde Deniz Bey’i de destekleriz, Devlet Bey’i de destekleriz. Elverir ki, yaptıkları şeyler milletimizin bugünü ve yarını adına, devletler muvazenesinde dümene oturması adına bir şey ifade etsin. Benim milletim devletler muvazenesinde yönlendiren, gözünün içine baktıran bir muvazene unsuru olmayacaksa şayet, ne Avrupa umurumda benim, ne Amerika, ne Çin ne de Maçin. Bu açıdan da, milleti oraya götürebilecek her gayret alkışlanmalı.” sözleriyle açıkladı. “Referandumda ‘evet’ denmesini desteklememiz, o işi yapan insanları takdir değil, o işin kendisini takdir meselesidir.” diyen Hocaefendi, yapılan güzel işlerin takdir edilmesi gerektiğini dile getirdi. Haftalık sohbetlerinin yayınlandığı herkul.org internet sitesinde Ramazan ayı ile toplumda oluşan gerginliklerin giderilmesi üzerine soruları cevaplandıran Gülen, özetle şunları söyledi:
Gönül; vicdanın dört temel unsurundan biri sayılan, bütün duygu, düşünce, şuur, sezgi, idrak ve mânevî âlemimizin merkezidir; “ruhanî ve ilâhî latîfe” olarak bilinen kalbin diğer adıdır ve bir yönüyle onun bir derinliğidir. Bu latîfe, insanî kemalâta uzanan bir merdiven, insan bünyesinde ruhanî âlemlere açık en geniş kapı ve hayrın da, şerrin de en önemli bir test merkezidir. Bizim ruhla münasebetlerimiz, aklımızı olumlu istikamette harekete geçirmemiz, beşerî temayüllerimizi kritik etmemiz hiç yalan söylemeyen ve insanı yanıltmayan bu merkeze bağlı cereyan eder.
GÖNÜL ERLERİ KAT’İYEN BİRBİRİYLE ÇEKİŞMEZ
Gönül erlerinin konuşmaları harfsiz ve kelimesizdir; onlar hep ruhlarıyla söyleşirler.. Mevlânâ’nın da dediği gibi, birbirlerine dilsiz-dudaksız laf ederler.. güller gibi çehrelerine akseden kalblerinin renginden birbirlerine tebessümler yağdırır dururlar. Bütün bütün gönül rengine boyanmış bu ruhlar arasında “sen”, “ben” düşüncesi tamamen eriyip gitmiş ve ortada sadece “O’na” bağlı izafî bir “biz” kalmıştır. Bu itibarla da onlar kat’iyen birbirleriyle çekişmez.. biri birinin ışığını söndürmeye çalışmaz ve “benim mumum”, “benim meş’alem” demezler.
Alvarlı Efe Hazretleri ne hoş söylemiş: “Âşık der incitenden / İncinme incitenden / Kâmil değildir o kimse / İncinir incitenden.”
Gönül dilini kullanma meselesi, sadece kalbin kendi fonksiyonlarına ve sevklerine bırakılmamalı; bu konuda irade ortaya konulmalı ve sevgi, şefkat, mülayemet hususlarında iradenin hakkı da verilmelidir.
Mevlânâ Celaleddîn Rûmî Hazretleri döneminde bazıları ağızlarına ne gelirse söylemekte ve Hazreti Mevlânâ’ya hakaret etmektedirler. Bir gün bir tanesi, “Sen inançsızlara bile kucak açıyorsun, onlarla bir araya geliyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun… Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” cümlelerinden oluşan ve daha bir düzine hakaretle dolu bir mektup gönderir. Hazret, mektubu açıp okur, tebessümle kağıdın arka tarafını çevirir ve tek cümle yazıp geri gönderir. Hazreti Mevlânâ o tek cümlede “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” der.
ALLAH, ÖÇ ALMAYA GÜCÜ BULUNDUĞU HALDE İNTİKAM ALMAYA KALKIŞMAYANLARI TAKDİR EDİYOR
Kur’an-ı Kerim, “O müttakîler ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda infakta bulunurlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah, böyle iyiliğe kilitlenmiş ihsan şuuruyla oturup kalkanları sever.” (Âl-i İmrân, 3/134) mealindeki ayet-i kerimede, öfkesine mağlup olmayanları, bilakis onu yenip akl-ı selimle hareket edenleri nazara vermekte; “kâzımîn” ifadesi ile (bu kelimenin tekili “kâzım”dır) öfkesini yutan, hiddet ateşini sabırla içinde tutup söndüren, zarar gördüğü kimselerden öç almaya gücü ve kudreti bulunduğu halde intikama kalkışmayan ve kötülük edenlere karşı afv ile muamelede bulunan kimseleri takdir etmektedir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennem’in kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” buyurmuştur. Bazı insî ve cinnî şeytanlar heva ve heves gibi yardımcıları vasıtasıyla tahribatlarına devam etmeye çalışsalar da, Cenâb-ı Hak, Ramazan boyunca, “merede-i şeyâtîn” diyebileceğimiz o en azgın şeytanların önünü tıkar ve onlara geçiş izni vermez. Bu itibarla da, Ramazan’ın nazlı gün ve geceleri, bütün ruhlara, gönüllere âdetâ taht kurmak üzere gelir; onda bakışlar derinleşir, muhabbetler tebessüme inkılâb eder. Sürekli iyilik duygusu soluklanır; hatta bir ölçüde bütün kötü duygular ve tutkular baskı altına alınır; derken herkes derecesine göre bir çeşit melekleşme yoluna girer. Gerçekten, Ramazan’da insanlar, Allah’la o kadar irtibatlı, kullukta o kadar i’tinalı ve muamelelerinde o kadar ince, o kadar nazik bir hâl alırlar ki, adeta hepsi sadece gönül diliyle konuşmaya dururlar.
Gönüller arası iç içe uzayıp giden pek çok gizli yol vardır. Bu yolların farkında olan ve gönül dilinden anlayan ruhlar, insanî melekeleri gelişmiş uyumlu mizaçlar ve evrensel değerlere saygılı gönüller, sürtüşmeden, kavga etmeden, birbirini karalamadan yürürler kendi izafî hakikatlerinin semalarına; hem de, herhangi bir trafik problemiyle karşılaşmadan. Bunların dünyasında farklı renkler, farklı şekiller, farklı kültürler, farklı düşünceler ve farklı kanaatler, sathî (yüzeysel) görüntülerle alâkalıdır ve birer zenginlik unsuru sayılır.
KEŞKE SİYASİLER GÖNÜL DİLİNİ KULLANMAYA ÇALIŞSA
Keşke siyaset âlemine de gönül dili hâkim olsa. Keşke CHP’liler deseler ki: “Türkiye’de şu kriz, şu kriz, şu kriz var; ama biz vifak ve ittifakı sağlayamadığımızdan ve iktidarla uyum yolları aramadığımızdan dolayı, ihtimal Allah bizim yüzümüzden bu krizleri yaşatıyor.” Keşke MHP’liler deseler ki: “İnsan her yanıyla kötü olmaz ya, herkesin bazı iyi yanları da vardır. Biz en azından bazı meselelerde bir kısım fasl-ı müşterekler bularak, bunlara ‘eyvallah’ desek ne olurdu. Bazı olumsuz şeyler bizim yüzümüzden de olmuş olabilir; bir dönemde bazı yanlışlıklar yapmış olabiliriz; belki şimdi de bir kısım yanlışlıklar yapıyoruzdur.” Keşke AK Partililer de idarede bulunduklarından dolayı, Hazreti Ömer Efendimiz gibi düşünse; “Yağmur yağmıyorsa benim yüzümden yağmıyor; laleler benim yüzümden bitmiyor, dağınık halimizin öyle sürüp gitmesi ve perişanlığımızın devam etmesi benim yüzümden oluyor.” deseler. Evet, keşke siyaset âleminde de herkes, sürekli atf-ı cürümlerde bulunacağına, nisbeti makul olmayan şeyleri bile insanlara nisbet edeceğine ve hep karşısındakine cevap yetiştirme gayretiyle oturup kalkacağına, biraz da kendi muhasebesini yapsa ve bir kere de gönül dilini kullanmaya çalışsa!..
Ramazan ayı boyunca mabedler ve mabedleşen evler, iftar ve sahur sofraları, dostluk platformları ve iftar çadırları, insanlara kalb ufkunu gösterme, kavgacı tavırları terk ettirip birlik ruhunu oluşturma ve herkesi gönül dilini kullanmaya çağırma açısından çok iyi değerlendirilmelidir.
Herkese karşı müsavi duruyoruz
Referandumda ‘evet’ denilmesi gerektiğiyle alâkalı sözlerimi siyasî mülahazalarla irtibatlandırmaya gerek yok. Herkese karşı müsavi derecede duruyoruz. Biz yerinde Deniz Bey’i de destekleriz, Devlet Bey’i de destekleriz. Elverir ki, yaptıkları şeyler milletimizin bugünü ve yarını adına, devletler muvazenesinde dümene oturması adına bir şey ifade etsin. Benim milletim devletler muvazenesinde yönlendiren, gözünün içine baktıran bir muvazene unsuru olmayacaksa şayet, ne Avrupa umurumda benim, ne Amerika, ne Çin ne de Maçin. Bu açıdan da, milleti oraya götürebilecek her gayret alkışlanmalı.
Referandumda ‘evet’ denmesini desteklememiz, o işi yapan insanları takdir değil, o işin kendisini takdir meselesidir; kim yaparsa yapsın, yapılan güzel bir işi takdirdir. Bunu rahmetlik Bülent Ecevit yapmış olabilir, bunu Süleyman Demirel Bey yapmış olabilir, bunu İsmet Sezgin Bey yapmış olabilir, bunu Tayyip Erdoğan yapmış olabilir, bunu Turgut Özal yapmış olabilir, bunu Devlet Bey yapmış olabilir, bunu Deniz Bey de yapmış olabilir. Güzelliği milletimiz adına kim yapmış ve milletimize ileriye doğru bir adımı kim attırmışsa, biz o ayağın altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya âmâdeyiz. Bütün dünya biliyor ki; yeryüzünde dikili bir taşımız yok ve bundan başka da hiçbir sevdamız olmadı.
Referandumda ‘evet’ demenin lüzumuna inanıyorum
Geçenlerde, “Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda ‘evet’ oyu kullandırmak lazım.” demiştim. Bazıları bu sözü alay konusu yaptı; hatta, bu sözdeki mübalağayı ve o mübalağadaki ironik espriyi tersine çeken ve “Ölüleri de yazdırın ve kaçamak olarak onlara da oy kullandırın.” şeklinde yorumlayacak kadar işi şirazeden çıkaran kimseler oldu. Oysaki, o sözdeki üslup çokça kullanılan ve herkesçe maruf bir üsluptur. Mesela; İmam Busîrî, Peygamber Efendimiz için der ki; “Eğer O’nun mucizeleri kendi kadr-u kıymetine göre olsaydı, mübarek nâm-ı celili ölüler üzerine okunduğu zaman çürümüş kemikler bile dirilirdi.” Ben de bu sözden hareketle belki elli defa şöyle demişimdir: “Allah Rasulü’nün doğumu esnasındaki pek çok mucizeden bahsedilir. Onlar da iş mi ki?!. O yeryüzünü teşrif ettiğinde mezardakiler bile canlanıp ayağa kalkmalı ve ona temennâ durmalıydılar.” İşte, referandumun önemine ve ‘evet’ demenin lüzumuna inandığımdan, o meseleyi de böyle bir üslupla dile getirmiştim.
Üzerimize düşeni yapmalı, on kişiyi sandığa götürmeliyiz
Hiç kimse anayasa değişikliği paketini ve referandumu Avrupa’ya veya Amerika’ya bağlamamalı; bunlar diyalektik sayılabilecek dedikodudan ibaret yanlış şeylerdir. Ramazan-ı Şerif’te yumuşayan kalbleri de değerlendirerek herkes referandum konusunda üzerine düşen vazifeyi yapmalıdır. Hatta burada (Amerika’da) oy kullanamayacaklarından dolayı, Türkiye’ye gitmesi mümkün olanlar gitmeli ve oylarını kullanmalılar. Oraya gidince de, “Amerika’dan kalktım, bin lira verip buraya geldim; dönerken de o kadar para vereceğim. Bu kadar zahmeti sadece kendi oyum için çekmemeliyim…” demeli; en azından on tane, yirmi tane insanı daha zimmetlemeli, onları da sandığın başına götürmeli ve onlara da bir güzel ‘evet’ dedirtmeli.

Posted in Gündem | Etiketler: , | Leave a Comment »