Hacı Ata

Hocaefendi: 35 sene arkadaşlığımız var, Beni incitecek hiçbir şey söylemedi

Posts Tagged ‘Osmanlı’

Osmanlı’da Ramazan

Posted by HacıAta 10 Temmuz 2013

ilgili konular:

Bamteli Özel – Ramazan Mukabelesi

Ramazan Seferberliği – Fethullah Gülen Hocaefendi

Birliğimizin Çimentosu “Yaşayan Ramazan Kültürü”

Ahmet Kurucan Ramazan ve yenilenme

Kazâ ve Keffâret Nedir?

Reklamlar

Posted in Mübarek Gün ve Geceler, Osmanlı | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı Tarihi Programı

Posted by HacıAta 14 Nisan 2010

Osmanlı imparatorluğu hakkındaki tüm tarihi bilgiler, Kullanması kolay ve
pratiktir, merak ettiğiniz birçok tarihi belge olay bu yazılımın içinde
mevcuttur. Tarih dersleri içinde faydalı olacağını düşünüyorum, elinizin
altında bulunsun derim.

Program Şurada:
http://hotfile.com/dl/29298291/855f6ed/Osmanli_Tarihi.rar.html

Posted in Osmanlı | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı Beyliğinin devlete dönüşümü

Posted by HacıAta 27 Ocak 2010

Tarihin en uzun ömürlü “tek hanedan” orijinli devleti Osmanlı Saltanatı’nın kuruluş tarihi hakkında farklı görüşler var.
En kuvvetli görüşe göre, bu cihangir devletin 27 Ocak 1299’da Söğüt’te kurulduğu şeklindedir.
İkinci derecedeki görüşe göre ise, Yenişehir ve ardından Koyunhisar’ın fethinden sonra, bu devlet 1302’de Yalova’da kurulmuştur.
Bunların dışında, Osmanlı Devletinin kuruluşunu daha evvel ve daha sonraki tarihlere dayandıranlar da var.
Netice itibariyle, bu devlet Ertuğrul Beyin oğlu Osman Gazi tarafından kurulmuş olup, başlangıç olarak da 1299 senesinin esas alınmasında herhangi bir sakınca olmasa gerektir.

Söğüt’te bir uç beyliği

1200’lü yılların ilk çeyreğinde Orta Asya’dan Anadolu’ya hicret eden Kayı boyuna mensup bir aşiret, kısa aralıklı duraklamalardan sonra, Anadolu’nun Batısında yer alan Söğüt mıntıkasına gelip yerleşti.
Ertuğrul Beyin idaresinde Söğüt’ü kışlak, Domaniç taraflarını ise yaylak olarak kullanan bu aşiret, Anadolu Selçuklu Sultanlığına bağlı bir “Uç Beyliği” konumunda varlığını sürdürüyordu.
1250’li yıllardan itibaren Moğollar’ın tahakkümü altına giren Selçuklular ise, giderek zayıflamaya yüz tuttu.
Öyle ki, 1281’de Ertuğrul Beyin vefatı tarihine gelindiğinde, Selçuklu Saltanatının varlığıyla yokluğu arasında pek bir fark kalmamıştı. Moğollar (İlhanlı), atadıkları valiler marifetiyle Anadolu’yu yönettikleri gibi, iki başlı hale (Kayseri, Konya) getirdikleri Selçuklu tahtına kimin geleceğini de yine kendileri tayin etmekteydiler.
Bu durumda, Osmanlı Beyliğinin istiklâliyetini ilân etmesinin önünde ciddi bir mani kalmamış oluyordu.

Devlet–i Aliyye–i Osmaniyye

Babası Ertuğrul Beyin vefatından sonra aşiretin başına geçen Osman Gazi, tasarladığı büyük idealleri istikametinde hızlı ve azimli adımlar attı.
Bizans tekfurlarıyla yaptığı mücadelelerin hemen tamamında muzafferiyetler kazandı. Söğüt ile Domaniç arasındaki bölgeyi aldıktan, özellikle İnegöl ve çevresini fethettikten sonra (1298), bağımsızlığını ilân etme kararına vardı.
Bu karar, nihayet 27 Ocak 1299’da açıklandı. Böylelikle, Osman Gazi liderliğinde 600 küsûr sene ömür sürecek olan Devlet–i Aliyye–i Osmaniyye kurulmuş oldu.

Bursa açıldı, gülzâr oldu

Marmara Bölgesinde büyük fütûhat yapan ve ömrünün sonuna kadar zaferden zafere koşan Osman Gazi, 1326’da iyice yaşlanmış ve artık ölüm döşeğine uzanmak zorunda kalmıştı. Ancak, o vaziyette bile Bursa’nın fethini düşünüyordu. Oğlu Orhan Gaziyi yanına çağırdı ve ona birkaç maddelik “baba nasihati”nde bulunduktan sonra, ayrıca şunu vasiyet etti: “Oğul Orhan! Bursa’yı aç, gülzâr eyle…”
Yani, oğluna Bursa’yı bir an evvel fethetmesini ve devletin merkezini Söğüt’ten buraya taşımasını tavsiye ediyordu. Nitekim, öyle de oldu…
Aynı sene içinde, harikulâde bir kuşatma ve dahiyane bir harp planıyla Bursa’yı fethedip gülzâr eyleyen Orhan Gazi, burayı Devlet–i Osmaniye’nin merkezi haline getirdi. Devlet adına ilk para da burada basılmış oldu.

Ver elini Rumeli

Bursa’nın fethinden sonra, İstanbul’a yüklenmek yerine Rumeli’ye açılmayı ve böylelikle Bizansı ablukaya almak isteyen Osmanlı, bu maksada matuf önemli adımlar attı.
Öncelikle, Marmara’nın güneyindeki coğrafyada yerleşik durumdaki beyliklerle (Karesi gibi) haricî düşmana karşı ittifak kurdu.
Hemen ardından, Gelibolu üzerinden Rumeli’ye geçiş harekâtını gerçekleştirdi.
Zaman içinde, Doğudan İstanbul Boğazına kadar gelip dayanan Osmanlı akınları, bir yandan da Rumeli’nin içlerine doğru hızlı bir fütûhat hareketini tahakkuk ettirdi.
Avrupa’ya karşı zaferle neticelenen Edirne–Sazlıdere (1363), Sırpsındığı (1364), I. Kosova (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444) ve II. Kosova (1448) Savaşlarından sonra, fetih sırası İstanbul’a (Bizans) gelmişti.
Bunu da, çağ kapayıp yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmed yapacaktı. (1453)
Fatih’in torunu olan Yavus Selim ise, Şark coğrafyasında fütuhat yapacak ve kısa zaman içinde İslâm Birliği dâvâsını tatbikat sahasına koyacaktı.

Zirve, aynı zamanda dönüş demek

Osmanlı Devleti, Kànunî Sultan Süleyman zamanında hemen her yönüyle zirveye çıktı. Rakip tanımayan bir devlet oldu.
Zirve, bir bakıma dönüş demektir.
Bu gerçeğe binaen, Osmanlı Devleti de 1570’lerden itibaren zirvede tutunmaya çalıştı. Ancak, Viyana Bozgunu ve hemen ardından imzalanan Karlofça Antlaşması’ndan (1699) sonra, devlet adım adım küçülmeye ve gerilemeye yüz tuttu.
Ondan sonra da, kısmî başarılarla birlikte büyük felâketler birbiri ardına sökün edip geldi.
Ancak, bütün bu felâketlere rağmen, Osmanlı’yı haricî düşmanlar değil, dahilî fitneler ve ihanetler yıktı.
Saltanatın yerini Cumhuriyetin alması, 600 yıllık Osmanlı Hanedanına mensup bütün fertlerin acımasızca ve hatta nankörce hudut harici edilmesini gerektirmezdi.
Bugün bile, Osmanoğullarına siyasî değil, ancak sosyal çerçevede yeni bir statü tanınabilir. Böylesi bir jest, millet ve tarih önünde bize hiçbir şey kaybettirmez; ancak, çok şeyler kazandırır.

Posted in Osmanlı | Etiketler: | Leave a Comment »

SULTAN II MURAD’IN VASİYETİNDE ALLAH RASULÜ’NÜN ŞEHİRLERİNE KARŞI SEVGİSİ

Posted by HacıAta 15 Ocak 2010

Sultan ıı Murad mecalsiz bir şekilde yatıyordu.Hafifçe doğruldu ve şöyle dedi: “ Oku İshak vasiyetimizi oku “ İshak paşa vasiyeti tek tek okumaya

Başladı. ” Tevekkülüm halıkımdır. “

“ Bismillahirrahmanirrahim.”

Allaha hamd olsun.Selat ve selam efendimiz Muhammed Mustafaya (a.s ) olsun.

“ Her nefis ve herkes ölümü tadacaktır.”

“Sizleri dünya hayatı mağrur etmesin,gururlanmayın,gurur Allaha mahsustur.”

saruhan vilayetinde bulunan malımın üçte birini ( on bin altınımın )

Üç bin beş yüz filori Peygamberimizin şehri Mekke fukarasınaharcansın ve

Diğer kalan kısmı peygamberimizin şehri medine fukrasına ve ondan 500 filori yine mekke ahalisinden kabe ve hatim arasında yetmiş binkere kelime-i tehvidini zikredip sevabını adı geçen vasiyet sahibine ita edenlere harcansın.

Geri kalan ikibin fuloriden beşyüzü mescid-i aksa’da kubbesinde yetmişbin kere “lâ ilahe illallah “ kelimesini ve defalarca kuranı kerim’i okuyanlara harcansın.

Görüldüğü üzere Sultan II Murad’da Allah ve Resulü’ne olan sevgisi ve Kuranı Kerimin okunmasına verdiği değer hat safadadır.Buradaki en önemli

Hususta o zamanlar henüz mısır alınmamış dolayısı ile mekke ve medine osmanlının eline geçmemiştir.

Kaynak

Bursalı Mustafa Necati,islam büyüklerinin vasiyetleri ve ünlülerin son sözleri

Kaynak osmanlıda peygamber sevgisi

Posted in Osmanlı | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı’da Kadınların Hukukî Şahsiyeti

Posted by HacıAta 13 Kasım 2009

Belirli istisnalar dışında, hemen her dönemde kadın ile erkek sayısı birbirine yakın olmasına ve kadınla erkeğin, hayatın hemen her safhasını paylaşmalarına rağmen, tarihî kaynaklarda kadınlardan hak ettikleri nispette bahsedilmemiştir. Bu sebeple tarihteki birçok kadının gerçek hayatı hakkında bilgi sahibi olunamadığı gibi, onların insanlık tarihine yaptıkları katkılar da genellikle meçhul kalmıştır. Bu eksiklikler, zaman zaman onlar hakkında yanlış ve noksan bilgilerin yayılmasına da yol açmıştır. Bu durum Osmanlı coğrafyasında yaşayan kadınlar için de sözkonusudur. Haklarındaki gerçekler tam ve doğru olarak anlatılmadığı/bilinemediği için, onlar içte ve dışta -genellikle Batı toplumlarında- eksik hattâ çok yanlış tanıtılmıştır.

Eksik ve yanlış önyargılara göre kadınlar; üretime hiçbir katkısı olmayan, bilakis hazırdan yiyen, yöneten değil yönetilen kişilerdir. Hiçbir konuda söz hakkı bulunmayan, hukukî statüsü olmayan, mal-mülk dahi edinemeyen, sadece evde yemek pişirip çocuk bakan, dışarıya çıksa da, kocasından üç adım geriden yürüyen kadınlar, bir nevi ikinci-üçüncü sınıf insan durumundadır. Kısacası Batılı zihniyete göre, geçmiş toplum hayatında ‘kadının adı yok’tur.

Amerikalı tarih araştırıcısı Ronald C. Jennings 1975 yılında, Osmanlı şehirlerinin idarecileri olan ‘kadı’ların yönetimleri sırasında tutmuş oldukları kayıtları (Kadı Sicilleri veya Şer’iye Sicilleri) incelemek üzere Kayseri’ye gelir. ‘Kayseri Kadı Sicilleri’nde rastlamış olduğu belgelere göre şehirdeki bütün kadınlar; kendilerine mülk edinebiliyorlar, onları satabiliyor, hattâ ticaret yapabiliyorlardı. Kendilerinin veya bir yakınlarının kurmuş oldukları vakıflarda idarecilik yapıyor, büyük miktardaki paraları yönetebiliyorlardı. Bunlara benzer daha pek çok hak ve hürriyetin yanında, sahip oldukları bazı hukukî hak ve yetkiler de vardı. Bunların başında, hukukî şahsiyetleri geliyordu. Buna göre bir kadın; yanında kocası, babası veya ağabeyi, yani bir erkek akrabası olmadan, mahkemeye gidip kendisine haksızlık eden bir kişiyi dava edebiliyor, kadı karşısında yazılı veya sözlü ifade verip hakkını arayabiliyor, suçluyu mahkûm ettirebiliyordu. Ama dilerse bu işi, kendisine vekil tayin ettiği birisi aracılığıyla da yapabiliyordu. Ayrıca mahkemede şahitlik yapabiliyor, hattâ –bilinenin aksine- kocasından boşanabilmek için davacı bile olabiliyordu. Üstelik bütün bu hak ve yetkiler Osmanlı hukuk sisteminin de tâbi olduğu İslâm hukukuna dayanıyordu.

Jennings karşılaştığı bu bilgileri hemen yazıya dökmüş ve kadınların sosyal, ekonomik, hukukî durumlarını ele aldığı, altmış sayfalık makalesinde, Anadolu’da kadının hiç de sanıldığı gibi toplum hayatının dışında olmadığını ortaya koymuştur.1 1990 yılında yazdığı diğer bir makalede ise, bu defa incelemekte olduğu Trabzon’da, kadınların kendi mal ve mülklerini vakıf yoluyla bağışlamak suretiyle hem sosyal hem de ekonomik hayata nasıl katkıda bulunduklarını ortaya koymuştur.2 Kadınların bilinenin dışındaki bu durumları, daha sonra Batılı başka araştırıcılar tarafından da çeşitli makale, kitaplarda belirtilmiş, sempozyumlarda dile getirilmiştir. Bu konudaki çalışmalar artarak devam etmektedir.3

Kadı sicillerine bakıldığında bu tür belge ve kayıtların Osmanlı coğrafyasındaki bütün kazaların ‘kadı kayıtları’nda değişik şekillerde yer aldığı görülmektedir. Aşağıda nakledeceğimiz belge, kadınların mahkemeye nasıl rahatça gidip haklarını arayabildiklerini, bu konuda erkeklerden bir eksiklikleri olmadığını ve hukukî statülerinin ne derece sağlam esaslara dayandığını gayet güzel göstermektedir.

Balıkesir’de yaşayan ve Kıpti taifesinden İlyas kızı Güldalı 1012 (M. 1622) yılı Cemaziyelahir ayının 23. günü sabahı yanında hiçbir erkek akrabası olmadığı hâlde, tek başına şehir mahkemesine gitmiş ve görevliye dava açmak için geldiğini söylemiştir. Bunun üzerine hemen kadı’nın karşısına çıkarılmıştır. Güldalı, kendisini döven, kocası İsa oğlu Kara Mustafa’dan şikâyetçi olduğunu –okuma yazma bilmediği için- sözlü olarak mahkemeye arz etmiştir. Aslında bu Güldalı’nın aynı şikâyetle mahkemeye ikinci gelişidir. Bundan bir süre önce, yine kocası kendini dövdüğü için mahkemeye müracaat etmişti. O zaman mahkeme suçunu kabul eden kocasını uyarmış, bir daha döverse, karısının boş olacağına dâir ondan söz almıştı. Fakat kocası sözünü tutmamış, karısını yine dövmüştü. Güldalı da bunun üzerine onu da mahkemeye getirmişti. Fakat bu defa Mustafa –önceki sözünü hatırlayıp- suçunu inkâr etti. Osmanlı mahkemesinin yargılama usulü gereği kadı, Güldalı’dan iddiasını ispat etmek üzere şahit istedi. Mahalleden pek çok kimse onların bu durumunu bildikleri için Güldalı’nın iki şahit bulması hiç de zor olmadı. Güvenilir kişilerin mahkemeye gelerek; “Bundan birkaç gün evvel kocası onu yine haksız yere şiddetli bir şekilde döverken elinden biz kurtardık.” şeklinde ifade vermesi üzerine, Kara Mustafa’nın artık diyecek bir şeyi kalmadı. Kadı bunun üzerine Güldalı’nın kocasından boşanmasına karar verdi.4

Bu tarihten yaklaşık iki ay sonra Güldalı yine mahkemeye gelmiş ve kendisinden boşanmış olduğu kocası Mustafa’nın bu boşanmayı inkâr edip, onunla birlikte yaşamaya devam etmek istediğinden şikâyet etmiştir. Hemen kocası da mahkemeye getirilir. Güldalı bu defa da boşandığını şahitlendirip hem boşanma işlemini bir defa daha tescil ettirmiş, hem de kocasının mahkemece uyarılmasını sağlamıştır.5 Artık aralarında hiçbir evlilik bağı kalmadığı için, rahatsız edilme hâlinde duruma güvenlik güçleri müdahale edecek ve Mustafa bu defa cezalandırılacaktır. Böylece bu dava Güldalı’nın zaferiyle neticelenmiştir.

Bu belge; Osmanlı’da kadınların hukukî statülerini, kadı tarafından erkekler karşısında kendilerine nasıl âdil davranıldığını ve haklarını nasıl arayabildiklerini gösteren binlerce belgeden sadece biridir. Üstelik burada belgeye konu olan kadın, bir üst düzey idarecinin eşi-akrabası veya şehrin zenginlerinden birisi değil, herhangi birisidir. Dolayısıyla sıradan bir vatandaş bile haklı olduğu takdirde hakkını rahatlıkla alabilmekte ve adalet herkes için geçerli olmaktadır. Bundan başka kadınlarla ilgili olarak yukarıda kısaca bahsi geçen diğer hak ve hürriyet konularına ait de çok sayıda belge bulmak mümkündür. Ayrıca zamanla sayıları artacak çalışmaların daha yeni ve farklı bilgileri ortaya çıkaracağına, Osmanlı ve kadınlar hakkındaki önyargılı ve yanlış düşünceleri değiştireceğine şüphe yoktur.

Diğer taraftan Osmanlı saraylarında yaşayan kadınlar hakkındaki bilgilerin ne kadar yanlış, düşüncelerin de ne kadar önyargılı olduğu, Lesli Pierce’nin “Harem-i Hümayun”6 adlı eseriyle daha iyi anlaşılmıştır.

Dipnotlar>
1 Ronald C. Jennings, “Women in Early 17th Century Otoman Judicial Records The Sharia Court of Anatolian Kayseri”, Journal of the Economic and Social History of the Orient 18 (1975), 53-114.
2. Ronald C. Jennings, “Pious Foundations in the Society and Economy of Otoman Trabzon, 1565-1640” Journal of the Economic and Social History of the Orient 33 (1990), 271-336.
3. Gerber Haim; “Bir Osmanlı Şehri Olan Bursa’da Kadının Sosyo-Ekonomik Statüsü (1600–1700), (Çev. Hayri Erten); Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 8, Konya, 1998, 327 – 343. ZARIENBAF-SHAHR Fariba; Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları, İstanbul, 2000. ve diğerleri.
4. Balıkesir Şer’iye Sicilleri, No, 693, Sayfa, 133.
5. Aynı defter, sayfa 171.
6. Leslie P.Peirce; Harem-i Hümayun, (Çev. Ayşe Berktay), İstanbul, 1993

 

 

Sızıntı

Posted in Osmanlı | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı Tarihi Büyük Belgesel Seti

Posted by HacıAta 08 Eylül 2009

izlerle TRT yapımı 10 Bölümden oluşan Osmanlı Tarihi Belgesel setini
paylaşıyorum. HDTV'den kaydedilmiş ve riplenmiştir. Dışarıda parayla
satılan bir set değildir. Osmanlı Tarihi en ince ayrıntısı ile
incelenmiş ve objektif olarak ele alınmıştır. İlköğretim okulları -
Liseler ve üniversitelerde ders materyali olarak kullanılabilir.
Evlerde siz ve çocuklarınız izleyebilir. Bu set ile Osmanlı Tarihi
hakkında bilmediğiniz hiçbir şey kalmayacak.

KESINLIKLE INDIRIN PISMAN OLMAYACAKSINIZ

http://rapidshare.com/files/200470042/TRT__osmanli.part01.rar
http://rapidshare.com/files/200493140/TRT__osmanli.part02.rar
http://rapidshare.com/files/200515975/TRT__osmanli.part03.rar
http://rapidshare.com/files/200537587/TRT__osmanli.part04.rar
http://rapidshare.com/files/200556719/TRT__osmanli.part05.rar
http://rapidshare.com/files/200574083/TRT__osmanli.part06.rar
http://rapidshare.com/files/200588976/TRT__osmanli.part07.rar
http://rapidshare.com/files/200603049/TRT__osmanli.part08.rar
http://rapidshare.com/files/200618416/TRT__osmanli.part09.rar
http://rapidshare.com/files/200631045/TRT__osmanli.part10.rar
http://rapidshare.com/files/200642223/TRT__osmanli.part11.rar
http://rapidshare.com/files/200653752/TRT__osmanli.part12.rar
http://rapidshare.com/files/200666644/TRT__osmanli.part13.rar
http://rapidshare.com/files/200681505/TRT__osmanli.part14.rar
http://rapidshare.com/files/200699117/TRT__osmanli.part15.rar
http://rapidshare.com/files/200718401/TRT__osmanli.part16.rar
http://rapidshare.com/files/200739222/TRT__osmanli.part17.rar
http://rapidshare.com/files/200857118/TRT__osmanli.part18.rar
http://rapidshare.com/files/200879463/TRT__osmanli.part19.rar
http://rapidshare.com/files/200901747/TRT__osmanli.part20.rar
http://rapidshare.com/files/200922573/TRT__osmanli.part21.rar
http://rapidshare.com/files/200942269/TRT__osmanli.part22.rar
http://rapidshare.com/files/200962413/TRT__osmanli.part23.rar
http://rapidshare.com/files/200979264/TRT__osmanli.part24.rar
http://rapidshare.com/files/200994813/TRT__osmanli.part25.rar
http://rapidshare.com/files/201008419/TRT__osmanli.part26.rar
http://rapidshare.com/files/201021570/TRT__osmanli.part27.rar
http://rapidshare.com/files/201033292/TRT__osmanli.part28.rar
http://rapidshare.com/files/201043976/TRT__osmanli.part29.rar
http://rapidshare.com/files/200466407/TRT__osmanli.part30.rar

Posted in Osmanlı | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Barbaros Fransa’da Namaz Kilarken

Posted by HacıAta 07 Eylül 2009

Barbaros Fransa’da Namaz Kilarken 1867’de Sultan Abdulaziz, Fransa’nin Toulon limanina ciktigi zaman halk, bu goz kamastiran kisiligi gormek icin yollara dokulmus, bir “Turk” gormenin keyfini yasamak icin cirpinmisti. Abdulaziz’den tam 324 yil once Toulon limanina, bu defa neredeyse 150 gemilik dev bir Osmanli filosu yanasiyordu. Murettebat ve levent toplami 30 bini bulan ve yuruyen bir sehri andiran Osmanli donanmasi, 20 Temmuz 1543’te once Marsilya limanina ulasmis ve sehirdekileri top atesiyle selamlamisti. Turk gemileri yardimlarina geldigi icin sevince gark olan Fransizlar, Osmanli Kaptan-i Deryasi’ni gorulmemis torenlerle karsilamislardi. Barbaros, sehrin ileri gelenlerinin verdigi ziyafette bas koseye konulan bir tahta oturtulmustu ve herkesin nazarlari, bu efsane denizciye odaklanmisti.   Sonra Nice sehrine gecildi. Sehir, Fransizlarin o zamanki bas belasi Sarlken’in kuvvetlerinin elindeydi ve zaten Barbaros, Fransa Krali I. Francois tarafindan Nice’i kurtarmasi icin davet edilmisti. Kis yaklasmisti. Mecburen ertesi bahar harekâta devam edilecekti. Lakin Istanbul’a gidip donmek daha da masrafli bir isti. Barbaros, Fransa ile ek bir anlasma yaparak ihtiyaclarinin karsilanmasi ve leventlerin maaslarinin verilmesi sartiyla kisi Fransa’da gecirmeye karar verdi. Toulon limani, kislamak icin en uygun yerdi. Ama nasil? Barbaros karsilastigi her aksilikte burnundan soluyordu. Bu nasil isti? Guya kendilerini yardima cagirmis olan Fransizlar savasa bile dogru durust hazirlanmamislardi. Ne boyle muazzam bir orduyu besleyebilecek erzak toplamislardi, ne de yeterli para tahsis etmislerdi. O zamanlar bir sehri dolduracak kadar kalabalik sayilan bu kadar asker nerede yatip kalkacak, nerede yiyip icecekti? Barbaros’un adamlari ile Fransiz makamlari arasindaki tartismalar tatsizliklara yol aciyordu. Nihayet evler bosaltildi ve askerler yerlestirildi.

Bosalttiklari ahaliyi Muslumanlarla temas kurmasinlar diye (Musluman olacaklarindan korkuyorlardi cunku) ucra koylere yerlestirmislerdi. Toulon sehri, kisa bir zamanda eni konu bir Musluman sehrine donmustu. Kadilar goz acip kapayincaya kadar mahkemelerini kurmuslardi; muftuler din hizmetleri veriyordu; gemilerde bulunan tuccarlar da hazir gelmisken bir seyler alip satmanin derdine dusmuslerdi. Dag gibi leventlerinin ac kalmasina tahammul edemeyen Barbaros, sonunda bir Fransiz tuccardan borc almak zorunda kaldi.

Butun cagdas Fransiz kaynaklari, “Turk mahallesi”ndeki duzen ve disiplinden soz ediyor, idarecilikteki basarilarini ve âdil davranislarini ovuyorlardi. Bu arada subaylar ve idareciler birbirlerine hediye vermekle mesguldu. Barbaros, Fransiz komutan Orsini’ye, uzerine 12 Osmanli padisahinin resmedildigi abanoz ve fildisinden bir kutu hediye etmisti. Fransizlarin mukabil hediyesi ise bir yerkure uzerine yerlestirilmis saat olmustu.   Nisan 1544’te Osmanli donanmasi bu tatsiz seferden, en azindan Guney Fransa’nin isgaline engel olmayi basarmis olarak geri donuyordu. Tabii Fransiz Buyukelcisi Montluc’un su unutulmaz cumlelerini Avrupa topraklarina serperek: “Turklerin herhangi bir kimseyi incittiklerine dair sIkâyet olmamistir. Nazik davranmislardir. Iaseleri icin aldiklari her seyi, karsiliginda para vererek almislardir.”   O gunleri yasayan Toulonlular, Turklerin gelisiyle birlikte namaz kilinmaya baslanan sehrin birden sukûnete burundugunu ve “sancakbeyleriyle dolu ikinci bir Istanbul” haline geldigini anlatmislar birbirlerine yillar yili. Galiba bu anlatilanlar bir tek bizim beynimizdeki surlari asip girememistir iceriye.

(Mustafa Armagan-Zaman)

Posted in Osmanlı | Etiketler: , , , | Leave a Comment »